Arşiv Temmuz, 2007

30 Temmuz 2007

Senin cebinde ne var ? Milletin parası çok, vara yoğa dağıtıyor . Buyrun şimdi ;” senin cebinde ne var ? En çok şeyi sığdır hepsinin sığdığı şeyi .” Ne demek istedi bu şimdi acaba :P Bizim millet boş dururmu yeterki birşey dağıtılsın. Galeriyi incelerken dikkatimi çekti, Cebimde dünyaya sığacak kadar para var diye resim yollamış biri :) Valla bana sorarsanız çok mantıklı, buyrun okadar parayı verinde görelim :P

30 Temmuz 2007

Son bir kaç yıldır bir türlü yüzümüzü güldüremese bile, iyi günde olduğu gibi kötü gündede takımımızın arkasındayız. Bir türlü doğru transferlerin yapılamaması, bitmek bilmeyen yeni stad, hepsinden önemlisi bir türlü çözülemeyen maddi sorunlar ve kötü yönetim, ı ve tabiki kadrosUNU çileden çıkardı. Özhan Canaydın’ın yönetimini istifaya çağıran taraftarda bununla ilgili bir site açmışki, herkesin oy vermesi gerektiğine sonuna kadar inananlardanım. Canaydın İstifa. Yeni, modern ve tarafsız bir yönetim ile birlikte 2008 de hakkettiğimiz noktada olmak tek dileğimiz. Duyarlı tüm taraftarlarının bu konudaki tepkilerini imzalarıyla dile getirmelerini diliyorum.

p_1579_o.jpgAğır darbe burda başlıyor. susacakları yerde dırdırlarıyla hayatı törpüleyen bir kesim ve onların zulmünden bıkıp, konuşacakken susan bir başka kesim.

Can Dündar , gerçekten beğeniyle takip ettiğim, kalemi güçlü, herşeyden öte hayatın içinden anektotlarıyla yarına yön veren bir yazar. Yazılarını takip ederken öylesine keyif alıyorumki, nasıl bu kadar gerçekçi ve ince yaklaşımlarla yazılar yazıyor diyede hayret ediyorum. yazılarından esinlenip coştuğum çok olmuştur, tıpkı Susmak adlı yazısında olduğu gibi. Konuşacakken susan, susacakken konuşan insanlar.

                      Hep karşıma çıkardı yolda, şurda , burda kendi kendine konuşan insanlar. sizinde çıkmıştır karşınıza ama, hiç şu ana kadar o insanların neden kendi kendine konuştuklarıyla ilgili fikir sahibi değildim. Düşündüm mü bunu? Hayır. Hatta umursamadım bile. ” Bir deniz kenarında, bir orman yolunda, bir hastane koridorunda ya da şurda burda, kendi kendine konu­şan ya da mütevekkil susup oturan birini görürseniz konuşun onunla…

Muhtemelen ruhu kanamaya yüz tutmuştur çünkü…

Susacakken konuşanların zulmün­den, konuşacakken susmuştur.” Diye yazmış Can Dündar. Doğrusunu isterseniz kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi bile.Şu an düşünüyorum da ne kadar doğru ama, ne kadarda acı. Sürekli konuşan (boş konuşan ), palavralar atıp tunan, konuşurken nefes almadan ağzından tükürükler saçan okadar çok varki çevremizde. Bu tür insanlarla karşılaşınca hep içimden konuşurum ben, aslında ne kadar boş ve önemsiz bir insansın derim içimden, konuşarak nefesimi tüketmek bile istemem ( zaten kalın kafaları konuştuklarımı algılamayacaktır). Hoş algılıyorlar bile olsalar ” herkesin doğrusu kendine doğru” olduğu için birşey ifade etmiyecektir. Hani toplumda “sıyırmış” diye tabir edilen insanlar vardır. sıyırmış derken delirmiş anlamında değil tabiki. Sadece inceden halatı koparmış insanlardan bahsediyorum. Bu insanlar durup dururkenmi ” sıyrık” hale geliyor? Yok değil işte bu susması gerekipte susmayan insanlar sayesinde “sıyrık” oluyorlar. Kendi kendilerine konuşmalarıda bundan değilmi yani? Biliyorlarki sadece kendi kendilerinin dilinden anlayacaklar ama, susamışlardır bir başkasının onları anlamasına. Belki hiç tanımadıkları bir insanla konuşmak, çok iyi tanıdıkları insanla konuşmaktan daha serinletici olacaktır.
  Bilirsiniz, her hastalığın bir dili vardır derler. Örneğin üşütmediği halde yada kronik durum olmadığı halde sürekli öksürmek ; artık sesimi duyun, beni duyun demekmiş. Israrla anlatmak istersiniz ama, karşı taraf ( kişi yada kişiler) sizi anlamak bir yana, duymazlar bile. Böyle durumlarda bedeniniz harekete geçer ve reaksiyon gösterir. Öksürmekten örnek verdim, çünkü biliyorum uzun bir dönem önce benim başıma gelmişti. Sürekli öksüren bir tip olarak ortalıkta dolaşıyordum, defalarca doktora gittiğim halde ” senin birşeyin yok, pisikolojik olabilir” dediler. Taki her hastalığın bir sebebi olduğunu öğreninceye kadar anlam verememiştim buna. Oysa çok doğruydu. Ben birşeyler anlatmak istiyordum, gitmek istiyordum ama, kimse beni duymuyordu. Mutsuzdum ama, kimse farketmiyordu. Nihayet, biri artık evet seni duyuyorum dediği anda öksürüğümde yok olmuştu.
  Ne güzel söylemiş atalarımız :”Söz gümüşse, sukut altındır.” Altının kıymetini bilelim, birazda bırakalım başkaları konuşsun artık.  Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir…
 
Esin ARDIÇ

11124.jpgMySpace üyesi olan yaklaşık 30 bin kişinin sayfaları tarafından silinmiş. Çokta iyi olmuş yani. Dünya çapında 80 bin üyesi olan ,  amatör müzik ruhu taşıyan, bir şekilde kendini tanıtma çabası içerisinde yer alan insanların hayatında önemli faktör tabiki, bu durumda malesef heryerde bir şekilde karşımıza çıkan müsfettelerinin, siteden uzaklaştırılması oldukça rahatlatıcı bir haber oldu. Ne kadar başarılı olur bilinmez ama, en azından ’in duyarlı davranışı ve önlem almak için bir takım çabalar içinde olmasıda sevindirici. Hayır anlamıyorum, sapık zihniyetlerinizle her ortamı kirletmek zorunda mısınız.

27 Temmuz 2007

zaman tüneli tünelinden geçerken, yolun sonuda bizi neyin karşılayacağını bilemeden, bazen ürkek, bazen korkak adımlarla hayatın akışına bırakıp kendimizi yola devam ediyoruz. Aslında bize eşlik ettiğini sandığımız ailemiz, dostlarımız, sevdiklerimiz yada birlikte yol almak istediğimiz insanların yolun sonunda bizlerle birlikte olamayacağını bile bile. Oysa biz hep yalnızdık, tıpkı doğarken olduğu gibi.Bizi hep kandırdı birileri; hayatta daha zengin, daha başarılı, daha idealist, daha bencil ve daha çok egoist olabilmek, daha mutlu olabilmektir dediler. Yürüyen ayaklarımız değil, onlara hükmeden beynimiz olduğunu bile bile mi inandık biz bu massallara ? Bir yerde mola verip baktıkmı aslında yürüyen değil, sürünen varlıklar olduğumuza? Hep durup dedikki ” ı geri çevirebilsem.” ı geri çevirmek için düşünürken bile kaybettiğimiz ı hesaplamadık yada işimize gelmedi bu hesap.
  Hep haksızlığa uğradığımızdan yakındık, haksızlığaı uğradığımız anlarda kendimizde hiç kabahat bulmadık, haksızlığa uğramanın bir bedel olduğunu düşünmedik mesela. ın birinde bir başkasının hakkını afiyetle yerken düşündük mü, günün birinde aynı haksızlığın başımıza gelebileceğini? Yalan yok dedik, ya olsada pembe yalandır dedik yine kendimizi kandırdık. Beyaz, siyah, pembe yalan olur mu hiç ? Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dedik, ( :)) o yılanın bir gün bizi ısırabileceğini hiç hesaba katmadık. Eveledik, geveledik, kendimize herşeyden bir paye çıkardık. Gel birileri için birşeyler yapalım, yolunda gitmeyenleri yola koyalım demedik de bunu önerenlere Robin Hutluk sanamı kalmış dedik. Off ya biz aslında hep boş konuştuk, dolu göstermeye çalıştık. Oysa hayatta herşeyden vaz geçebilirdi , YALNIZLIĞI HARİÇ.
Yalnızığım yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin,
Yalnızlığım kanımsın, canımsın, sen benim çaresizliğimsin
 Yalnızlığım tek bilebildiğim sen benim vazgeçilmezimsin.