Arşiv Ağustos, 2007

28 Ağustos 2007

Herkes birşey söyledi ama, 28 Ağustos bir süpriz getirmedi. Bu durum da zaten başından belli olan Abdullah ’ün Cumhurbaşkanlığının sadece geçikmeli olarak gerçekleşmesi; kimilerine göre olsun, kimilerine göre olmasın tartışmalarınında gereksiz olduğunu ortaya çıkardı. Hiç kimse için bir süpriz olmadı. Bekir Coşkun Hürriyet Gazetesinde ki köşesinde “Abdullah , benim m değil.”ifadesini kullandı, buna karşı Başbakan ” istemeyen Türkiye yi terk eder.” dedi. Kimilerine göre Bekir Coşkun haklı, kimilerine göre Başbakan. Bana göre bu tartışmalara girmenin gereği bile yok. Herkes özgür iradeyle dilediğini söyleyebilir evet. Ama, bunu yaparken yüzde yüz olacağı kesin bir durum hakkında kışkırtmaya yer vermeden yapmak lazım. Elbette Başbakanın dediği gibi kimse sırf, istmeyiyor diye ülkesini terk edecekte değil. Sırf eşinin başörtüsü yüzünden istenmeyen bir Cumhurbaşkanı olabilir mi?

Öyle ya da böyle artık bu tartışmalara son nokta konulduğuna göre, millet olarak sadece hayırlısını dileyip, yeni mızı tebrik etmemiz gerekir. Bu saatten sonra siyasi çatışmaların, kişisel çıkarların Cumhurbaşkanlığı makamına zarar vermesini engellemek bizlerin görevi. İstedik ya da isemedik, hoşgeldin !

Tarihimizde ilk defa Bakan konumundan, Cumhurbaşkanlığı konumuna yükselen Abdullah , aynı zamanda en genç üç ndan biri.

24 Ağustos 2007

Biz kızlar bu masala öyle kendimizi kaptırmışız ki, gerçekten kurbağayı öpünce prense dönüşeceğini zannedip durmuşuz yıllarca. Bu masalını nerden hatırladığıma gelince; günlerdir dilimde “küçük küçük kuyruğun nerede, - kuyruğum yok kuyruğum yok yüzerim derede.” Kendimi 15 yaşın da falan zannediyorum heral de ki, dolandı dilime bir türlü engel olamıyorum. İnanması güç ama, gece yatarken bile kendimi küçük demekten alıkoyamıyorum :) Hayır beyaz atlı prensi arama yaşım da geçti :P Yinede bu salak masal ve salak şarkı yüzünden öpünce prense dönüşür mü diye düşünmeye başladım, olurmu acaba? :P Sanırım bir çeşme başın da durmak gerek bunun için, kim bilir belki prens çıkagelir :)

Aslın da böyle bir yazı yazmamın nedeni tabiki ya da prens değil, o işin eğlenceli kısmı. İnsanların dış görüntüsüne bakarak değerlendirmemek gerektiğini vurgulamak istedim. O  görüntünün altından bir prensmi, kötü kalpli cadımı çıkacağını bilemezsiniz. gördüğümüz şeyler bazen bizi yanıltır, tıpkı bir mağaza vitrini gibi. Mağazanın vitrini daima göze hitap edecek şekilde düzenlenir ama, bazen içine girdiğimizde aradığımızın orada olmadığını görürüz. Dışardan Paris Hilton diye, içinde Maddonna olduğunu düşünemeyiz değil mi ?

23 Ağustos 2007

“Mutlu olmak için, mutlu etmek yeter .”  Barda filmini izleyenleriniz vardır mutlaka. İçinde ki şiddetin ötesinde, ın içine batan dramatik bir durum var. ı boyunca itilip, kakılmış, insanlar tarafından hor görülmüş insanların tepkileri yer almakta. İşlenen konu iğrenç ötesi olsa da, gerçekten çok beğenerek izlediğim filmlerden biri. Filmde savunulan bir başka düşünce TGG yani tekrar gözden geçirme olayı, ın başka bir gerçeğini ortaya koyuyor. Durup gözden geçirdiğimiz de, kendimiz ve insanlar için neler yaptığımızı düşünüyormuyuz. “ ki güzel eğriyi doğruyu bilenler” Eğriyi doğruyu kimler biliyor ki ? Ya da kime göre doğru, kime göre yalnış? ımız hep dedilerle devam ediyor işte.Mutlu etmek, mutlu olmaya yeter mi? Belki bunu en iyi ifade eden şarkı bu işte;
ki güzel eğriyi doğruyu bilenler
ki umut sürer insanları seversen eğer
İyiler ır kötülükler kazınır
Mutlu olmak için mutlu etmek yeter
İyiler ır kötülükler kazınır
Mutlu olmak için mutlu etmek yeter
Tekrar gözden geçirdim yalan söylememişler
Tekrar gözden geçirdim yalan

Şu günlerde neyi sorgulasak, karşımıza “küresel” kelimesi çıkar oldu. İşim gereği her gün, piyasanın nabzını tutmak ve tabiki en iyi, en ucuzu satınalmak zorundayım. Yaa bu sebze, meyve bir türlü ucuzlamıyor, neden? diye sorduğumda, “abla küresel” yanıtı almaktan sıkıldım artık. Yağmur yok, ürün yok, olan da yurt dışına çıkınca geri kalan ürünü pahalıya almak zorun da kalıyoruz.

Aslın da benim işleyeceğim konuyla sebze meyvenin bir alakası yok. Her gün yaşadığımız, bahaneler ve bahanelerimizden bahsetmek istiyorum. Bunun küresel ısınmayla ne alakası var demeyin. Çok yakından alakalı. küresel ısınma sebze meyveyi olduğu gibi insanları da etkiliyor olsa gerek ki bahaneler bile artık değişti. Öyle ki,  özellikle  diyet yapanların, diyeti bozma bahaneleri küresel ısınmayla doğrudan bağlantılı hale geldi. “Küresel ısınma yüzünden ileride çok aç kalabiliriz, şimdiden depoluyorum.”  Duyarsanız şaşırmayın :) ” Küresel ısınma yüzünden, sebze alamıyoruz artık, hamur işi yemek zorundayım, napayım.” Oldu güzel bir bahane :)

Aşk için sudan bahaneler vardırdır bilirsiniz. Artık su kalmadığına göre suyla alakalı bir aşk bağlantısı kalmadı. Aşk için su gibi çağlayan ve bitince durulan derler, su kalmadığına göre çağlayan gibi olma ihtimali kalmadı. ” Aşk bitti,” - niye? “Çağlayan gibi çoşmasını sağlayacak su kalmadı.” Sanırım bu bahane en çokta, ayrılmak isteyip de bir türlü bunu dile getiremeyenlerin işine yarayacak. :)

Bir gazete başlığı şöyle : Adamın biri komşusunun su kuyusunu vinçle sökerek, kendi bahçesine taşımış. Şimdilik bu tarafımdan uydurulmuş bir haber başlığı olsa da, olmaması muhtemel bir başlık değil, niye ” küresel” :)

Hiç tanımadığınız biri, yolda sizi durdurup, ” ya sana acaip ısındım” diyebilir. Neden diye sormayın artık ! Küresel ısınmadan dolayı, tanımadığınız insanların size kanı kaynamış olabilir. Hatta o kadar çok kanı kaynamış olabilir ki aşık bile olabilir. :)

Bahaneleri çoğaltmak elbette mümkün. Ama, ben geri kalanını sizin gücünüze bırakıyorum.  Bahaneye ihtiyacı olmayan; aşk, sevgi ve saygı adına, bahanesiz günler.

21 Ağustos 2007

Gözlerinizi kapatın ve kendinizi gelecekte ne yapıyor olmak istiyorsanız, onu yaparken etmeye başlayın. Henüz öğrenciyseniz, okulunuz bittiğinde belki açmayı düşündüğünüz işyerini ya da çalışmakta olduğunuz şirkette ki pozisyonunuzu düşünün. Artık öğrencilik yılları bitmiş ve hayata bir yerden başlamış, ıyorsanız, emeklilik yıllarınızı edebilirsiniz. İstediğiniz tek oda bakla sofa mı, bahçesinde havuzu, tenis kortu olan bir villa mı ? Geleceğinizle ilgili düşünürken, büyük adımlarla mı, yoksa minik adımlarla mı hareket edersiniz? Bu soruları sorarken aslın da amacım tüm bunları etkileyen motivasyon unsurları. Motivasyonun hayata bakışımız da çok önemli bir unsur olduğunu biliyoruz. En azından başarıyı tetikleyen önemli bir unsur. Bir Fransız Ata sözünde derki; “Bir atı suya götürebilirsiniz ama, su içiremezsiniz.” Yani suya götürmek, su içmesi için yeterli neden değildir. Susamış olması gerekmektedir. Susamasını nasıl sağlarsınız? :)

Peki sizi neler motive eder ? Mini min oyunu için, hemen Volkan, Samed ve Eda Suner‘e top atmak istiyorum.