Herkes birşey söyledi ama, 28 Ağustos bir süpriz getirmedi. Bu durum da zaten başından belli olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığının sadece geçikmeli olarak gerçekleşmesi; kimilerine göre olsun, kimilerine göre olmasın tartışmalarınında gereksiz olduğunu ortaya çıkardı. Hiç kimse için bir süpriz olmadı. Bekir Coşkun Hürriyet Gazetesinde ki köşesinde “Abdullah Gül, benim Cumhurbaşkanım değil.”ifadesini kullandı, buna karşı Başbakan ” istemeyen Türkiye yi terk eder.” dedi. Kimilerine göre Bekir Coşkun haklı, kimilerine göre Başbakan. Bana göre bu tartışmalara girmenin gereği bile yok. Herkes özgür iradeyle dilediğini söyleyebilir evet. Ama, bunu yaparken yüzde yüz olacağı kesin bir durum hakkında kışkırtmaya yer vermeden yapmak lazım. Elbette Başbakanın dediği gibi kimse sırf, istmeyiyor diye ülkesini terk edecekte değil. Sırf eşinin başörtüsü yüzünden istenmeyen bir Cumhurbaşkanı olabilir mi?
Öyle ya da böyle artık bu tartışmalara son nokta konulduğuna göre, millet olarak sadece hayırlısını dileyip, yeni Cumhurbaşkanımızı tebrik etmemiz gerekir. Bu saatten sonra siyasi çatışmaların, kişisel çıkarların Cumhurbaşkanlığı makamına zarar vermesini engellemek bizlerin görevi. İstedik ya da isemedik, hoşgeldin Gül !
Tarihimizde ilk defa Bakan konumundan, Cumhurbaşkanlığı konumuna yükselen Abdullah Gül, aynı zamanda en genç üç Cumhurbaşkanından biri.

Biz kızlar bu masala öyle kendimizi kaptırmışız ki, gerçekten kurbağayı öpünce prense dönüşeceğini zannedip durmuşuz yıllarca. Bu
“Mutlu olmak için, mutlu etmek yeter
Şu günlerde neyi sorgulasak, karşımıza “
