
Dizlerin duruyor mu Anne
Satılara dökülemeyen kelimeler vardır. alfabenin 29 harfi, kelimeleri bir araya toplamak için bazen yeterli olmaz. O anlarda binlerce düşünce aynı anda beynine hucum eder ve sen içlerinden en doğrusunu seçip satırlara dökemezsin. Günlerdir bunu yaşıyorum ve bir türlü iki satır bir araya getirip karalayamıyorum. Oysa, patlama noktasına ulaşmış bir sürü birikinti oluşmuş.
İnsanların tercihleri hayat standardını ya da geleceğini belirler. Bazende sana tercih hakkı verilmez. Yaşamak istediğin tek düze, sıradan ve okadar basit bir hayattır, ama bu hayatın senin bedenine dar geleceğini düşünen insanlar sana bir hayat çizer ve istemeden de olsa o hayatı yaşamaya başlarsın. Sen hariç, hep birileri mutlu olsun, birileri egolarını tatmin etsin diye, hayatını işgal etme hakkını sen verirsin.
Hep diyoruz ya ” hayat tek kişilik tiyatro” yalan, hemde kocaman yalan, tek kişilik asla olmadı. Doğanın kanununa aykırı bir kere. Adem bile Havva olmadan tek kişi olamamışken, sen nasıl “tek kişilik tiyatro” sahnesinde kalabilecesin ki? Eğer bana bu hak verilmiş olsaydı, benim tercihim belki hiç bir sosyalleşmeye izin vermeden, sadece kendimi düşünerek, bir yudum su, bir parça ekmekle birlikte yaşamak olacaktı.
Bazen konuşmayı unutmak istiyorum ( ama bazen). Konuşmak bir yana AAAAAA büyük harle bile haykırdığında seni algılamayan insanlarla aynı havayı soluduğum da evet unutmak istiyorum. Yorulduğumu, yorgunluğumla başkalarınıda yorduğumu görüyorum çünkü! Düşünüyorum; hayat hep bu kadar çekilmez miydi, yoksa bizler mi bu hala getirdik? Şimdi beş yaşında bir çocuğa sorun, onun bile farklı dertleri var. Peki çocukluğum da diyorum, hiç mi bu duyguları yaşamadım ( ya da duygu karmaşasını)? Hayır yaşamadım. Dönüp baktığım da çocukluk yıllarım, okul hayatım hepsi okadar pürüzsüz ve lekesiz ki, evet diyorum, Dünya’yı biz bu hale getirdik. Çocukaların, gençlerin anlarını yaşamalarını bizler engelledik. İşin içine parayı soktuk, o da peşinden yalanları sürükledi. İnsanların daha bir bencil olmasını sağladı.
Ahmet Erhan’ın dizelerinde olduğu gibi;
Anne ben geldim, ağdaki balık
Bardaktaki su kadar umarsızım
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın..
Çocukluğumu geri istiyorum, canım yandığın da, annemin dizlerine kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Oysa bize hep; başını dim dik tut, güçlü ol, ayaklarının üzerinde dur, asla ağlama, ayıp öğretildi. Bu kadar yük çok değil mi? İnsan olmak mı bu sorumlulukları yüklüyor bize, yoksa farkın da olmadan biz mi insanlığa yükledik bunları.
Yazıma başlarken söylediğim gibi, bazen okadar çok kelime aynı anda hücum ediyor ki beynime, içlerinden cımbızla çekmek zorun da kalıyorum. Belki de hayatım da ilk defa bu kadar açık bir şekilde isyan ediyorum. Bunu yapmamı sağlayan sanırım dün bir arkadaşımdan aldığım mail. Onu ne kadar önemsediğimi farkettiğim de, kendim için ilk defa bencillik yaptığımı anladım ve bu garip bir şekilde çok hoşuma gitti. Ben ki bencil insanlardan nefret ederim, ama ilk defa onların bencilliklerinden nasıl haz duyduklarını anladım. Tam olarak onun sözleriyle; ” değer verdiğimiz herşeyi aslında kendi bencilliğimiz için önemsiyoruz. ” Sizlerle paylaştığım bu yazıdan çok sömürüldüğüm ya da çok mutsuz olduğum kanısına varmanızı istemem. Sadece yüksek sesle düşündüklerimi paylaşmak istedim. Ben ki; Polyanna gibi hayata gülümseyen, Robin Hut gibi hak dağıtan, Donkişot gibi yel değirmenlere karşı, haksızlığa savaş açan biriyim.
Sizler için bunlarıda karaladım
Kategori: JerenCe
2 Yorum
Geri İzleme & Pingback
-
JerenCe ! Sadece Bir Günce » Ab-u hayat
[...] nas?l ya?amak istiyorsak, anlam? da ona göre de?i?iyor. Daha bir kaç gün önce yazd???m yaz?da, hayat biçimimizi etkileyen baz? faktörler oldu?undan bahsetmi?tim. O faktörleri minimuma [...]

Duygu yüklü bir yaz?. T?kler…