Arşiv Eylül, 2007

Kent yaşamının, zengin ve züppe gençliği elindekilerin kıymetini bilmeden harvurup harman savururken, biryerlerde minicik elleriyle kalem tutmaya çalışan ama, imkansızlıklar yüzünden o kaleme sahip olamayan minicik yüreklerin dıramı yaşanmaya devam ediyor. Köy yaşantısının ne demek olduğunu bilmeyenler muhtemelen ne söylemeye çalıştığımı da anlamayacaklardır. Bazen bir haber başlığında görüp ” ah yazık “dersiniz ama, sonuçta unutup gidersiniz onları. Onlar çaresizlik ve yokluk içinde azimleriyle var olmaya devam eder.

Emrah Üstün’ün yazısında rastladım, çaresizlik ve yokluk içinde minik ellere kalem tutmayı öğretmeye çalışan Derya öğretmenin, sesin yankımasıydı yazıda yer alan. Kütüphanesinde kitabı olmayan, duvarlarında boya kalemi olmadığı için resim olmayan bir köy okulundan bahsediyor Derya Öğretmen. “Duyarsız kalmayacak herkesin desteği ile, ben  ve sizlerden haber bekleyen15 arkadaşımve öğrencilerimiz daha mutlu olacağız  ” diyor.Belki biraz kafanınızı kumdan dışarı çıkarıp çevrenizide görmeye çabalarsınız diye söylüyorum; onlar mutlu olacak ve sizde nihayet bir işe yaramış olacaksınız.

İlgilenenler için Emrah Üstün’ün yazısında Derya Kasaya ait olan yorumu yayınlamak istiyorum, her hangi bir izin almadım özür dilerim. ” adres olarak eğer aras kargoyla yollarsanız Derya Kasa adına şırnak-silopi şubesi yazmanız yeterli.farklı bir kargo şirketiyle yollarsanız ökten mah.şehit abdulkadir klavuz sok. no 11 silopi-şırnak yazabilirsiniz.köye kargo ulaşmadığı için en güvenli iki yol bu.ayrıca bugün otobüs firmasıyla veya kargo şirketiyle görüşmeye çalışacağız gönderme masrafı azalsın diye.bunla ilgili bilgiyide akşama doğru yollarım.telefon numaram 0555 563 63 16.herkese tekrar teşekkürler” Derya Kasa

 Amerika da adına böyle diyorlar; Sleep paralysis (REM) yani uyku felci. Bizim ülkemizde yani halk arasındaki adı karabasan. Çocukluk yıllarımdan beri adını sık sık duyduğum karabasanın bilimsel bir açıklaması olmamakla birlikte bazı çevrelerde olayın cinlerle bağlantısı olduğu söylenir. Aslı var mı bilemem tabi ama, karabasan ; uyanık olduğunuz halde yataktan kalkamamanız, bir güç tarafından hareketsiz bırakılmanız ve nefes alma zorluğu yaşamanızla birlikte, çığlık attığınız halde sesinizi duyuramadığınız gibi çeşitli halisilasyonlar görmeniz şeklinde anlatılır. Anlatılır diyorum çünkü çevremde pek çok insandan aynı tasviri mutlaka dinlemişimdir. Bunun sadece kendi ülkemize has bir kurgu olduğunu zannetmeyin, Dünya’nın heryerinde pek çok insanı uykusuz bırakan ama bir türlü tıbben açıklanamayan bir durum olsada Amerika da bir çeşit uyku felci olarak değerlendiriliyor. Uykunun uykusuzluk hali olan sleep paralysis için, uykuya dalarken ya da kalkarken uyku sersemliği ile birtakım sesler ve şekiller görülmesinden ibarettir deniyor.  Bu kadar basit olduğunu zannetmiyorum. en azından durumu yaşayanlar için öyle olmadığını biliyorum.

Yakın çevremden birinin başına elmiş olan bu olaylar zinciri sonucu, sürekli uyanık kalmak için çareler aradığına, hatta sürekli içerek sonunda uykuya dalmak için sızmayı beklediğine ya da uyku hapları kullandığına şahit olduktan sonra çok basit bir durum olmadığını daha iyi kavradım. anlattığına göre; özelllikle tanıdığı insanlar kılığında uyurken yanına gelen kişi ya da kişiler tarafından nefessiz bırakılıyor ve bir türlü uykusundan uyanamıyormuş. Küçükken zaman zaman benim başıma gelen bir durum vardı ama, aynı şeymi bilemiyorum. Uykuyla uyanıklık halinde bir nesnenin küp şeklinde sürekli büyüyüp küçüldüğünü hissederdim.  Aman gece gece yine nerden buldum bu mevzuyu bilmiyorum :)

Karabasana psikolojik bozuklukların ya da kan dolaşımındaki bozukluklarında neden olabileceğini okudum biryerde. Öyle durumlarda beyin sinirlere hükmedemiyormuş. Aslında anlatılanlara bakarsanız birazda mantıklı bir durum. Direksiyon hakimiyetini elinden yitiren bir sürücü gibi sanırım. Öte taraftan durumun cinlerlede alakası olma ihtimali halk arasında epey yüksek. Bazıları böyle durumlarda gelecekle ilgili durumları yaşadıklarını söylerler. Örneğin bir tanıdığım yakın bir akrabasının öleceğini gece rüyasında cinler tarafından öğrendinden bahsetmişti. (Töbe töbe gece gece :) ) Bu arada rivayete göre karabasanı yakalayıp kendilerine köle yapan insanlar varmış. Söylentiye göre üzerine bildiğimiz  çengellli iğneyi geçirmeyi beceren kişi, o iğne yakasında kaldığı sürece dilediğini karabasanına ( ya da cin) yaptırabiliyormuş.

Dediğim gibi aslında göründüğü kadar basit bir olay değil. İnsanlar bu sorunlarını halledebilmek için hoca hoca dolaşıp muska yaptırmakta, doktor doktor dolaşaşıp çare aramakta. Tam olarak sorununa çözüm bulabilen varmı bilemiyorum ama, olayı düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Düşünsenize sırf karabasanla karşılaşmamak için, türlü çareler arayıp uykudan kaçan insanların çaresizliğini. Bu durumu yaşayan herkese sabırlar diliyorum.

Bu gece beni ziyaret etmezler inşanlah :)

Yalnış okumadınız evet Bill Gates servetini dağıtıyormuş, Allah razı olsun ne iyi adam :P  Benim bunu uydurduğumu zannnetmeyin, ben başkalarının yalancısıyım. Hani şu ünlü mailler vardır bilirsiniz. Biri kulaktan dolma bir haber bulur ve bunu “listenizde ki herkesle paylaşın” diye önemli haaa ibaresi koyar. Evet işte tam o önemli ibareli maillerden biri benim garip posta kutumu şereflendirdi.  :P Baktım ortada yüzbinlerce dolar var, elbette dedim ben de bunu blog camiası ile paylaşıp, paraları kırışırım :) Maili ilk atan zat-ı muhteremi tanımıyorum ama, çok ilginç arkadaş olayı inandırıcı kılma babında bir uslup kullanmış bayıldım. Bakınız ne demiş :
“normalde bu tarz haberleri iletmiyorum, ama bu haber iyi bir arkadaşımdan, avukat olan kız arkadaşımdan geliyor ve iyi bir fırsat gibi görünüyor. o, doğru diyorsa gerçekten doğrudur. en azından insanın kaybedecek bir şeyi yok. ” Kız avukat ya mutlaka söylediklerine itimat etmek lazım. Hayır eğer kazara mimar falan olsaydı, aman ha asla itimat edemezdik, hey Allahım ya!
Neyse devam ediyoruz arkadaşlar, merak ettiniz biliyorum bu dolarlar nasıl cebimize girecek? Avukat kızcağız şunları yazmış mailde, buraya dikkat ! “avukatım ve yasaları biliyorum. bu bir gerçek. aldanmayın, aol ve ıntel, aynı pepsi cola`nın kısa süre önce general elektrik ile yaptığı gibi, mahkeme karşısına çıkmaktan ve milyonluk tazminatlardan korktukları için sözlerini tutuyorlar.
sevgili arkadaşlar lütfen bunu bir şaka olarak görmeyin. bill gates şu an servetini dağıtıyor. buna karşılık vermezseniz ileride bunun için pişman olabilirsiniz. ( elini çabuk tut vatandaş:) ben attım burda bu yok ) windows hala en sık kullanılan program.
microsoft ve aol şu an bu metin ile bir deney yapıyorlar (e-mail beta test). bu maili arkadaşlarınıza gönderdiğinizde microsoft iki hafta boyunca izini sürebilir ve sürecektir. bu maili ileten her kişi için microsoft 245 euro ödeyecektir. bu maili gönderdiğiniz ve bunu devam ileten her kişi için microsoft 243 euro ödeyecektir. bu maili alan üçüncü kişi için ise microsoft 241 euro ödeyecektir. iki hafta sonra microsoft size posta adresinizi teyit etmeniz amacıyla size ulaşacaktır ve size bir çek gönderecektir.”
Hah olayı çözdünüz heralde. Şu beta maili yolluyorsunuz ohh gelsin paralar :) Adamlar salak ya işleri yok, beta için her maile 243 euro ödüyorlar. Buna inanan bizim sazanlarda ver elini listede olan olmayan herkese mail atmışlar. Bizim zat-ı muhterem, yani avukattan mail alıp piyasaya virüs gibi yolllayan zat, devam ediyor : “bunu kandırmaca gibi düşündüm, fakat bu maili aldıktan ve ilettikten iki hafta sonra microsoft benden posta adresimi istedi ve 24800 euro`nun üzerinde bir çek aldım.” Off off hiç çalışmayıp sürekli mail atsak zengin olduk demektir. :) “test bitmeden önce cevap vermelisiniz. sizden biri bu imkana sahipse bunu
değerlendirsin. bill gates için bunlar bir reklam kampanyasının masrafları. ( bak bu doğru )
lütfen bu maili mümkün olduğu kadar çok insana iletin. en azından 10000 (more…)

13 Eylül 2007

Sanırım uzun zamandır Dünyayla olduğu gibi nettlede bağlantımı koparmış durumdayım. Zaman zaman insan kendi köşesine çekilip, olaylara dışardan bakmayı tercih ediyor olabilir. Tıpkı şu anda benim yapmaya çalıştığım gibi. Gülerken, eğlenirken hep insanların gözünde değerli bir oyuncak gibi görünürsünüz. Nedense sizin için hayat biryer de durduğunda, çevrenizdekiler içinde durur ve ne gariptir ki davranışlarınız “trip” olarak değerlendirilir. Böyle durumlarda insanlar kendinize acımanızı ve dahası size acımalarını beklediğinizi düşünürler. Oysa hayat sadece sizin için durmuştur, çevrenizde ki insanların sizinle aynı yerde durmasını bekleyemezsiniz.

Hep söylenir ya; hayat iniş çıkışlarla doludur diye. Pek çok insan bunu belirli dönem aralıklarıyla mutlaka yaşar. Aslında yaşanması da gerekir, zira bazen fazlasıyla kendimizi kaptırdığımız gaflet uykusundan uyanmanın başka bir yolu yoktur. Önemli olan gerçekten uyandığımızda çevremizde ki kişi sayısı belki. Anlaşılamamak hayatım boyunca yaşadığım sıkıntılardan biri. Hep konuştuklarımla ilgilenin diye tekrarlamak zorunda kalmak fazlasıyla yorucu. Nedense konuşulanlar insanları tatmin etmez, “hayır fazlası olmalı” diye düşünürler. Oysa okadar netki sadece büyük harfle “A” dendiğinde neden onun illa da küçük “a” olma ihtimali var diye düşünülür kavrayamadım. Aslında kavrama yeteneğimi yitirdim sanırım, yitirdim ki artık sadece dışardan bakmakla yetiniyorum. Kendimi ifade etmeye çalışmanın bir anlamı yok ki! Nasılsa olduğun gibi davrandığına inandıramıyorsun. Belki de inandırmak zorunda değilsin aslında. “Üç kişinin doğrusu senin yalnışın ise, demek ki hata sende.” İyi de benim hatamdan kimene?

İnsanların size kızdığı halde, biryandan da çevrenizde olmaya devam etmelerinin sebebi ne ola ki ? Gitmek isteyeni zorla yanımda tutuyor hissine kapıldım birden :) İşin en komik bahanesi ise, gitmek için malzemeyi sizin verdiğinize inanır ve sizide inandırmaya çalışırlar :) gitmek isteyen gider, kimsenin eli kolu kelepçeyle bağlı değil ki !

Trip modası dedimya; son zamanlarda bunu çok sık duyar oldum. Az önce karaladıklarımı tekrarlarsak, “üç kişinin doğrusu, senin yalnışın” demek. Eğer üç kişi trip yaptığımı düşünüyor ve ben ısrarla hayır diyorsam, onların haklı olma olasılığı yüzde yüz gibi bişey oluyor :P ( ki buda benim umrumda mı?) İnsanın hayatında artık dinginlik istemesinden daha doğal ne olabilir ki? Artık bunu istiyorum, gereksiz “trip” tartışmaları yerine, suskunluğuma sessizlik istiyorum.

Hayat sadece sizin baktığınız noktadan göründüğü gibi değil, biraz da karşı taraftan bakmayı denerseniz, kimsenin size trip yaptığını düşünmezsiniz. Hoş kimin umrunda………

Çakıl taşları topluyorum, bazılarının içi boş, bazılarının dışı. Avucumda tuttuklarım, fırlatsamda bir metre öteye düşemeyecek kadar içiyle, dışıyla dolu olanlar.

2 Eylül 2007

Bu çocuk şişman görünüyor mu? Şimdilik çok şeker ve tonton görünüyor, ileride her beş çocuktan birinin başına gelebilecek “obez” ihtimalini taşıdığını düşünürsek, şişman görünüyor. Özellikle aileler çocuklarının yemediğinden, aç kaldığından şikayet ederek,  zorla ağızlarına yemek tıkarken, asıl yapmaları gerekeni unutuyor sanırım. Çocuklar normal gelişimini sağlayana kadar olmaları gereken kiloda olursa, yetişkin şişman olma ihtimalleri daha az olacaktır. Teknolojinin ilerlemesiyle zaten daha az aktivite, daha az hareket ve abur cubura yönelen gençliğin malesef şişman ve ya obez olmasıda kaçınılmaz. Bu arada genetik unsurlarıda unutmamak lazım. Şişman anne babanın çocuklarıda şişman oluyor. Anne babanın damak zevkine entegre olmuş çocuk, anne babasını taklit ederek sadece evde tüketilen yiyeceklerle büyür ve malesef anne babası gibi onlarda şişman yetişkin haline gelir. 21.yüzyılın en tehlikeli hastalığı olarak endişe duyulmaya başlanan obezite için; Avrupa Komisyonu ve UEFA, başta çocuklar olmak üzere daha fazla aktivite için bir reklam kampanyası düzenlemiş. Umarım başarılı bir kampanya olur ve evinizin içine spor girer.