Arşiv Ekim, 2007

11 Ekim 2007

Acılar içerisinde, çaresizce kıvranan birini gördüğünüzde ona yardım mı edersiniz, sırt mı çevirirsiniz? Bunu tamamen bakış açısıyla ilgili olduğunu varsayarsak, insanın içinden gelen bir duygu olduğunu söyleyebiliriz.

Örneğin şöyle bir hikaye var: Profesör, derse girer ve ” çocuklar size anlatacağım konuyu dikkatlice dinleyin ve sonra ardından yorum yapın” der, anlatmaya başlar. “Hastanız ne konuşuyor ne de konuşulanı anlıyor.
Saatlerce anlaşılmayan şeyler geveliyor. Zaman ve kişi kavramı yok. Ama nasıl oluyorsa sadece adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım. Ne görünüşü için çaba sarfediyor,ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor ve başkaları giydiriyor. Dişleri bile yok yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyaları yüzünden leke içinde. Yürümüyor, uykusu düzensiz. Gece yarısı uyanıp bağırıp herkesi uyandırıyor. Ama çoğu zaman mutlu ve sevecen. Fakat ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar feryad figan bağırıyor.”
Profesör sınıfa döner “Böyle birinin bakımını üstlenmek ister misiniz?” diye sorar.
Öğrenciler hep bir ağızdan “Hayır” diye bağırır.
Profesör “Bu işi büyük bir zevkle yaptığını ve herkesin bunu yapması gerektiğini” söyler.
Daha sonra profesör hastanın resmini sınıfta doştırmaya başlar.
Resim doktorun altı aylık kızıdır.

Hikayeyi direk okuyunca bunun sevimli minik bir bebek olduğunu algılamak ilk etapta imkansız. Tam tersi bakıma muhtaç, hasta bir akraba, eşi ya da kardeşi olabileceği ihtimali yüksekmiş gibi duruyor. Bu durumda da altı aydır onun bakımıyla ilgileniyor olması şaşkınlık yaratıyor. Söz konusu bebek olunca herkes severek ilgilenebileceğini düşünüyor. (more…)

Bir anda yahoo, google gibi büyük arama motorlarının dikkatini çeken facebook, şimdide apple ile yollarını birleştirdi. Apple şirketi ile yapılan anlaşma ile facebook, üyelerine yeni bir hizmet daha sunmaya hazırlanıyor. Şurada yer alan habere göre; özellikle müzik grupları ve müzik şirketlerini yakından ilgilendiren bu yeni platform, tıpkı Myspace ‘dan daha geniş olanaklarla yıl sunona kadar oluşumunu tamamlamak üzere hızla atağa kalmış.

Peki bu uygulama neleri kapsıyor? Elbette en başta apple sayesinde müzikleri online dinleme ve beğenilen müzikleri satın alma gibi özelliğinin yanında, sayfa oluşturma ve sayfa içerisinde çeşitli organizasyonlar ve reklam yapabilme imkanıda tanıyor. Müzik şirketleri bu platform içerisinde yer alabilmek için şimdiden kolları sıvamış gibi görünüyorlar.

8 Ekim 2007

Kadınlar ve erkekler üzerine pek çok yazı yazılmıştır. Bu yazıların çoğunda ise - kadınları ya da erkekleri etkileme teknikleri - işlenmiştir. Hal böyle olunca,  konu hakkında benim de söylecek bir kaç sözüm var elbette. Tabi ki bu sözler erkekleri değil, kadınları ilgilendiren cinsten olacak. Erkekler; para, pul, karizma, hediye, yat, kat v.s ile kadınları etkilemenin yollarını zaten bulmuşlar. Peki kadınlar ne yapmalı ya da yapmamalı? En önemlisi nasıl mal olmalı ?

  • En önemli kural şu: Asla içiniz ve dışınız bir olmamalı. Erkekler kendilerine yalan söylenmesinden çok etkilenirler. Örneğin; futboldan nefret ettiğiniz halde, izlemeye bayılıyormuş gibi davranırsanız, çok etkileyici olur. Ya da evde oturup patlamış mısır eşliğinde film izlemek istediğiniz halde ona, bir barda çılgınca dans etmek istediğinizi söyleyin. ( para harcamaya ve gösterişe bayıldıkları için, film onlara göre ucuz bir düşünce olabilir)
  • Asla vaktim yok demeyin: Erkekler vakti olmayan kadınlardan nefret ederler. ( Eğer bir ilişkiniz varsa, vaktinizin olmaması imkansız, hatta ondan daha önemli birşeyin olabilme ihtimali sıfır) Hayatınızın merkezi oymuş gibi davranarak, şımarmasına izin verin. Tabi amacınız sadece anlık yaşamaktan ibaretse ;)
  • Annesi gibi davranın: Gerekirse onlara ninni söyleyin. ( mümkünse annelerinden hangi ninniyle uyuttuklarını öğrenin) Erkekler hep annelerinin yemekleri en güzel sanırlar, siz de boş durmayın, annelerinden püf noktaları öğrenmeye çalışın.
  • Dost yok : Hayatınız da dostlarınız varsa ya da edinmeyi düşünüyorsanız, vazgeçin. Dost diye birşey olamaz, hele sevgiliden önemli hiç olamaz. Artık tek dostunuz da, O !
  • Hesap sormayın : Yanılıp, sakın hımm demeyin,  hele açıkla asla demeyin. İzin verin tek hesap soran onlar olsun, hatta onlar sormadan siz direk verin kurtulun. Erkekler hesap sorulmasından nefret eder ama, kendilerine verilmesi egoları açısından önem taşır.
  • Sorunlarınızı anlatmayın : Şimdi ne gerek var, anlatıp sizi anlamalarını ( ki asla anlamazlar) bekleyeceğine, bırakın süt liman bir hayatınız olduğunu düşünsünler. Böylece hayatınızda ki tek rengin beyaz olduğunu ve beyazında kendileri olduğunu sanacaklardır ki, ego için bu da ilaç..
  • Hayır demeyin: Bir kere o kelimeyi hafızanızdan silin.  Herzaman her durumda evet, erkeklerin duymak istedikleri tek kelime.
  • Üç beş gün yeter:  Artık sizi kendi malı olarak görmesinin zamanı gelmiş demektirdir ki, bunun için de  -  üç, beş gün yeter. -  Bu durumda,  istediği zaman  s.. git demek ya da gel demek onun tekelinde olacaktır.  Hadi hayırlı olsun, başardınız, sonunda siz mal, o da sahip oldunuz (!)
8 Ekim 2007

İnsanın evi gibisi yokmuş, evimden bir kaç gün uzak kalınca bunu daha iyi anladım.  Belirli bir saatten sonra, en sevdiğinizin yanında bile olsanız kendinizi çarmığa gerilmiş gibi hissediyorsunuz.

Uzun zamandır yaşadığım gel gitlerden dolayı eteğimde biriktirmeye çalıştığım kırıntıların birer birer yok olduğunu görmek; kaybolmak, kaçmak ya da kalmak duygularını oluşturmuştu bende. Belki sırf bu yüzden uzakta bir yerde hangi duygunun daha ağır basacağını keşfetmek istedim.  Aslın da ne kadar garip ki, kendinden kaçarak bir yerlere varılamayacağını bile bile kendimden kaçmaya çalıştım galiba. Sonuçta bunun yalnış olduğunu anladığımda, hangi duygunun daha ağır bastığınıda anlamış oldum. Kalmak ve kendinle hesaplaşmak! Bunu yapmaya sanırım bu gün bir hastahanenin acil servisinde başladım. Durmaksızın ambulansla gelen hastalar, kolu, bacağı, beyni dağılanlar, ağlayan, feryat eden insanları görünce; nelere sahip olduğumu ve en önemlisi hala kıymetlerini bilmediğimi farkettim. Asıl hayatları kayıp giden onlardı. Yaşam onlara adil değildi ve geri kalan zamanlarında da adil olmayacaktı. Ben ise hatta bizler ise; iki elimiz, iki ayağımız, sapasağlam bedenimiz ve görmeyi bilmeyen gözlerimiz ile hayatın bize adil olmadığından yakınıp durmuyor muyuz? Bizler şükretmeyi hiç bilmiyoruz galiba!

Bir haftada biriktirdiklerim, bir ömür biriktirdiklerimden daha fazlaydı sanırım. Bir anne gördüm; sedyede yatan oğluna şevkatle bakan, olmayan kolu olmaya çalışan, tutmayan bacağı olmaya çalışan, tamamen felç olmuş bedeniyle çektiği acıların farkında bile olamayan oğluna, umut bulmaya çalışan bir anne gördüm ve bunca zaman hep boş şeyler biriktirdiğimi anladım. Zamanın ilerlemesine engel olamayız belki ama, zamanın boşa akmasına engel olabiliriz.

Ve evde olmak, en önemlisi sağlıklı olmak çok güzel….