Arşiv Kasım, 2007

Halk arasında küçük harf olarak nitelendirilen, alçak sesle konuşmanın ömrü uzattığı, uzmanlar tarafından kanıtlanmış. Araştırmaya göre; alçak sesle konuşan insanların, yüksek sesle, bağıra çağıra konuşan insanlardan daha uzun yaşadıkları ortaya çıkmış.

 Sakin mizaçlı Budist rahiplarin bu kadar uzun yaşamasına şaşırmamak lazım bu durumda. Anlaşılan o ki; sakin yaşam, aynı zamanda uzun ve sağlıklı yaşam anlamına geliyor. Sinir ve stresin yol açtığı hastalıkları zaten biliyoruz. Bunların başında; kalp rahatsızlıkları, yaşlılık döneminde damar sertliği, mide ve baş ağrıları yer alıyor. Yüksek sesle, bağıra çağıra konuşan insanların; ses kısıklığı, gıcık diye tabir edilen öksürük nöbetleri geçirdikleride biliniyor.

Gelelim sakin yaşam için ne yapmak gerektiğine. Aslında bunun cevabını verebilecek en son insanlardan biriyim, zira çok çabuk sinirlenir ve o esnada alçak sesle konuşmayı pek beceremem. Kendi adıma sinirlenmemek için oldukça fazla çaba sarfedip, sabırlı davranmaya çalışıyorum ama, malesef kaba tabirle “kaypak” insanlara tahammül edemeyip, sinirleniyorum. Bu durumda uzun yaşamıyacak olmama seviniyorum aslında. Dönelim konumuza, sakin yaşamak için ne yapmalı? Öncelikle; bir kasaba gidip sinirleri aldırmalı, sinirlenebileceğiniz ortamlaradan ve insanlardan uzak durmalı, size yalan söylendiğini hissettiğiniz anda, yalanla karşılık vermeli ve “amannnnn ne sinirimi bozacağım, hadi ordan” demeyi öğrenmeli. Buyurun becerebiliyorsanız bunları yapın. Olmadı yoga öğrenin, karma felsefe konusunda bütün kitapları yutun, Bilge gibi varsa ferrarinizi satın, dağa çıkın, son zamanların moda olan Sır’rı çözmeye çalışın, meşhur kitap Secret yolunuzu aydınlatsın, hayatınız değişsin.

Kolayca anlayabileceğiniz gibi; stres ve sinirden uzak dur, uzun yaşa! Gelin şu ülke ortamında bunu becerebilirseniz yapın. Bırakın enflasyon fırlasın, savaş çıksın, şeriat gelsin, sevgiliniz, eşiniz sizi aldatsın, kavga edecek aramayın, karşınızda sus pus duvar olsun, güven, saygı, sevgi yok olsun. Aman ha sakın sinirlenmeyin, küçük harfle konuşun, ömrünüz uzun olsun!

Son söz; düşmanınız bile erdemli olsun !

Garanti Bankası’nın yeni reklam kampanyasında oynayan Carlos’un televizyonda ki maceraları, internetde de devam ediyor. Tesadüfen rastladım bu siteye eminim sizde bayılacaksınız ve evet yazık değil mi Carlos’a diyeceksiniz.

Siteye giriş öncesinde canınız sıkılmasın diye Carlos’a top sektirebilirsiniz. Daha sonra yapmak istediğiniz her hangi bir banka işlemi için, Carlos hizmetinizde (!) Ama, siz yinede Carlos’u fazla yormayın, k değil mi Carlos’a? Tebrikler Garanti

Einstein’a göre; uzayın sonsuz olma ihtimali kesinlikle tartışılmalıydı.Elbette bir sonu olmalı ancak, sınırsız olma ihtimali var sayılabilirdi. ’nın varoluşundan buyana evren ve evrenler arası bir yaşamın var olup olmadığı tartışılmaktadır. Sonsuz bir uzay boşluğunda mı, yoksa görünenin ötesinde başka birşey yok mu, adamlarının kafasını meşgul edip durur. Einstein’in bu tezinnin yalnış olduğunu savunan Scientific, yayınlanan bir makalesinde şöyle bir cümle kullanmış; ”uzay nasıl sonsuz olmayabilir ki? Ondan ötesinde ne var o zaman? Sizin hiç aklınız yatıyor mu evrende bir noktadan sonra “Bundan ötesi yoktur, boşluğun kusuruna bakmayın” diye bir tabelayla karşılaşacağınız.” :)  Uzayda milyon kilometre, hatta milyar kilometre yol aldıktan sonra; böyle bir tabelayla karşılaşmayı hiç bir astronot istemezdi heralde (!)

Scientific’in yine aynı makalesinde dikkatimi çeken başka bir noktada; Scientific’in evrenlerin birbirine olduğunu ve “yaklaşık 10 üzeri 10E28 m uzaklıktaki bir galakside bir ikiziniz bulunmaktadır ve siz şu anda bu yı okurken o belki de bırakıp başka bir şey yapacaktır.” fikrini savunması oldu. Düşününce, fikir kulağa oldukça eğlenceli olarak geliyor. Başka bir ve o ’da benden bir tane daha (!)  Henüz Mars’da yaşam var mı yok mu, olabilme ihtimali tartışılırken, 10E28 m uzaktaki bir galakside ki ikiz varlığından söz edebilmek, sizcede çok iddalı değil mi?

Zamanın birinde; galaksiler arası yolculuğa çıkan bir grup, karadeliği keşfetme ve ötesine geçme çabası ile, yolculuklarına “umuda yolculuk”  (ilgili ya bakınız)adını vermişler. Galaksiler arası renkli dünyayı keşfetmekti tek istekleri. Son onların düşündüğü gibi olmadı elbette ve sonunda büyük yolculuk sona erdi ve herşey karanlığa gömüldü. Yolculukları hüzünle başladı ve dünyalarda ’ü gördüler. Geçtikleri her gezegenin ikliminin ayrı ama, “havada ki hüzün, sessiz duvarlar ve yalnızlığın heryer de aynı” olduğunu gördüler.

Ne zaman yüksek gerilim hattının ortasında olsam, gerilimi hafifletecek ilaç gibi gelir; Loreena McKennit. Sesinin yumuşaklığındanmıdır bilmem, bütün bedenimin hafiflediğini ve ruhama dinginlik geldiğini hissedirim. Görünenin ötesine geçerim böyle zamanlarda ve ün aslında siyah olduğunu görebilirim. “ nasıl siyah olur?” demeyin, güle bir de gölgesinden bakmayı deneyin!

Elbette gölgesinden bakınca, herşey siyahtır. Bu mantıkla hayata bakmaya çalışsaydık, bütün renkleri inkar etmiş olurduk. Oysa yüzlerce çeşit renk ve yüzlerce çeşit var! Doğru açıdan bakınca, gölgeleri gizlemek mümkünde, ya gölgesinin ardına saklanan insanlar, onların doğru açısı ne olabilir kestirmek imkansız. Bakınca , dokununca ! Kendi başka, gölgesi başka hareket eden, gözleri başka, gölgesinde sallanan elleri başka söyleyen birine hangi açıdan bakmak lazım bilemiyorum.

Gitmek isteyen biri, kalsa bile size ne verebilir ki? Biraz sahte ücük, biraz sahte dokunuş, biraz sahte mutluluk! Bütün bunlarla nereye kadar avunabilirsiniz? Belki kısa bir süre kandırmış olursunuz kendinizi ve o sahteliklere inandığınızı düşünen, aslında çoktan gitmiş olan kişiyi! Öyleyse bırakın gitsin, artık karanlıkta kalan gölgesinin ne size ne ona bir faydası kalmamıştır.

Eski bir mezar anıtında şöyle der; ” Görmeye çalış ki, bütün kalleşliğine ve pisliğine rağmen , insanoğlunun biricik mekanıdır.” ün karanlıkta kalan gölgesini görebilmek ve o gölgeye rağmen ü sevebilmekmiş marifet!

Buyurun Loreena’dan sizin ruhunuza da dinginlik

(more…)

26 Kasım 2007

Son dönemlerin en gözde  spam e-maillerini, müşteri hizmetleri adı altında sanırım benim gibi pek çok kişi alıyordur. Yaklaşık bir hafta internetle pek haşır neşir olamadım ve bu sürenin sonunda bu gün, e- kontrolü yaptığımda gözlerime inanamadım. Tam 382 adet müşteri hizmetleriden gelen e-maille karşılaştım.

Sanırım gelen maillerden şimdiye kadar 5 bin sms falan kazanmış olurdum. ( kazanan var mı diye merak ediyorum ya da bu saçmalıklara inananlar var mı ? )  İnanması çok güç; bunları konrol eden bir mekanizmanın olmaması ise, oldukça üzücü. İnsanların zamanından çalmak ve Telekom’u boş boşuna meşgul etmekten başka ne işe yarıyorlar merak ediyorum. Ayrıca sinirlerin gerilmeside çabası. Yarım saat spam temizliği yapmak zorunda kaldım.

Hemen hemen herkesin şikayetçi olduğu bu konu hakkında, ilgili bir resmi kurum var mı, ya da niye yok ? Bu tür istismarların önüne geçilmesi için işleyen bir mekanizma olması şart. Amerika’da spam maillere 2-3 yıl hapis cezası verilirken, henüz bizim ülkemizde caydırıcı her hangi bir uygulamamın olmaması çok tuhaf.

Garanti arkadaş, garanti sevgili, sevgiliniz ne yapıyor, aklınıza gelebilecek her türlü konuda spam almak mümkün. Pornografik olanlarda cabası!

Spamsız postalar diliyorum.