Arşiv Kasım, 2007

Bu gün ilk defa bu ince çizgiyi gördüm sanırım. Ölümün soğuk yüzünü ne kendimize ne de, canımızdan kanımızdan olan insanlara, sevdiklerimize yakıştıramayız. Hep bizden çok uzak olduğunu sanırız, oysa her an kapımızın önünde, eşikten içeri girmek üzere hazırdır.

Bir anda öyle bir süprizle karşılaşırsınız ki, onun ardından peş peşe süprizler gelmeye devam eder. İçinde bir ümit beslersin yine de, güzellikler adına yeni bir süpriz olsun diye dua edersin. Aylarca sabırla beklersin, elinden birşey gelmez. Zaman zaman hayata dair; iş, aşk, para v.s. konularında çaresiz kaldığımız olur ama, asıl çaresizlik o değilmiş aslında. Çaresizlik; ölüm ve yaşam arasında, o ip ince çizgide duran, canınızdan, kanınızdan olan birini yoğun bakım odasında görmekmiş. Çaresizce ve ümitle iki güzel kelime duymayı beklerken; ” hayati tehlike devam ediyor” cümlesini duyunca, dua etmekten başka, elinden gelen hiç birşeyin olmamasıymış çaresizlik…

Blogları bir biri ile yakınlaştırmayı ve tanıtmayı amaçlayan Gününblogu.com’la ben de yeni tanıştım. Günün blogu olarak beni tanıttıkları için kendilerine teşekkür ediyorum. Benden ;”Blog dünyasında bayanlar tarafından yapılan çalışmalarda en çok takip edilen bloglardan birisi.” diye bahsedilmiş. Bunun içinde teşekkür ediyorum ama, hemen belirtmeliyim; amacım bayanlar arası en çok takip edilen bloglardan biri olmak değil, ( ya da “insan dişisi” olarak ayrılmak değil) tüm bloglar arası en çok okunanlardan olmak.

Bloglar arası yakınlaşmayı sağlayacak, her türlü projeye desteğimiz elbette tamdır. Hayırlı uğurlu olsun.

İnsan ömrü ortalamasının 60 yıl olduğunu varsayarsak, bunun; yaklaşık 10 yılı uyuyarak, 10 yılı yemek yiyerek, 10 yılı çalışmaya çalışarak, bir 10 yıl da oturarak geçtiğini ve geri kalan süre yani 20 yıl da düşünerek, acaba diyerek, benim olsa, şöyle yapsam v.s ile geçiyor. Tabi bütün bunlar benim yaklaşık tahminlerim.

Benim burada takıldığım 20 yıllık sürenin, ( yani yaklaşık) boşa harcanması. Hep öyle değil midir; yarın ne olacak, hayat bize nasıl süprizler yapacak ve ne zaman öleceğiz diye kara kara düşünmez miyiz? Bazılarımız bu düşünceler arasında akıllı yatırımlar yapar, hayatın kendisine çok fazla süpriz yaşataması için tedbirler alır, bazılarımız da “yarın olsun bakarız, kaderde ne varsa o olur” der. Milletce biraz kaderci yapımız var sanırım. Nasıl olsa kader bizim için herşeyi belirledi ve bizim yapacağımız birşey yok. Bile bile teslimiyet yani! Kadere boyun eğer, yarının süprizlerini bekleriz.

Daha çocukken bize “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda, kendimizden emin “…… olacağım” deriz. Kaçımız büyüdüğümüzde o gün verdiğimiz cevabtaki kişi oluruz ki? “Olmadı işte kısmet, kader” herşey kaderin suçu ve bizim hiç suçumuz yok. Hep masumduk, kader bizi elinde oyuncak etti. bütün bunları düşünmek için harcadığımız enerjiyi, çabalamak ve başarmak için harcamış olsaydık; hayatımızın 20 yılını düşünerek boşa harcamış olmazdık heralde!

Kadınlar; şu erkek bana bakar mı, bu kıyafet bana yakışır mı, saçım olmuş mu, onda var ben de niye yok, aldatıldım mı, beni seviyor mu?(larla), erkekler; şu araba benim olsun, şu iş benim olsun, atım olsun, katım, yatım olsun, şu kızı yatağa bir atsam, şunun da tadına baksamlarla, ömür tüketmiyor mu? Bu arada erkeklerin,  kadınlar hakkında çokşey bilip, onları çok iyi tanıdıkları, kadınların tercihleri hakkında uzman olduklarıda ayrı bir mevzu (!)

Nazım Hikmet’in - Memleketimden İnsan Manzaraları - adlı şiiri geldi aklıma! Şiirde bir Galip Usta’dan bahseder, Galip Usta  tuhaf şeyler düşünmekle ünlüdür ve hayatı boyunca hep düşünmüştür: 5 yaşında kağıt helva yemeyi, 10 yaşında okula gitmeyi, 15 yaşında sarı ayakkabıları olmasını ve kızların ona bakmasını, 20 yaşında gündeliğinin artmasını, 21 yaşında henüz 50’sinde ölen babası gibi, erken mi öleceğini, 22,23,24, yaşlarında ya işsiz kalırsam diye diye 50’sine kadar zaman zaman işsiz kalarak ve 51′de babasından bir yıl daha fazla  yaşamış ama, artık yaşlandığı için çalışmasınada gerek kalmamıştır. Galip Usta, sonrasında kaç yaşında öleceğini ve ölürken üzerinde yorgan olup olmayacağını düşünerek, hep Haydar Paşa Garı’nın merdivenlerinde oturmuş. Galip Usta’nın ne zaman öldüğünü bilemiyorum ama, Nazım Hikmet bu şiirde okadar güzel bir manzara çizmiş ki, içinde görülmesi gereken çok detaylar var ve alınması gereken çok dersler var.

Kendimize acıkmaktan ve ” acaba ne olacak” demekten, vazgeçemin zamanı gelmedi mi? Ölürken üzermizde yorgan olacak mı diye düşünmek yerine, yorganı yapmak için ne bekliyoruz?

Haydarpaşa garında
1941 baharında
 saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
  yorgunluk ve telâş
Bir adam
  merdivenlerde duruyor
  bir şeyler düşünerek. (more…)

15 Kasım 2007

Her an, her dakika birbirinden haberdar olmak isteyenler için düşünülmüş yeni bir internet ,çılgınlığıda Shuanda, yani şu anda. Şu anda ne yapıyorsun, sorusunun cevabı aranıyor. Uygulama çok basit; her nere de olursanız olun,  sizlerden haber bekleyenlere kısaca ne yaptığınızı söyleyebilirsiniz. 150 karakter kullanarak kısaca durumuzu belirtebilirsiniz. Tıpkı msn de olduğu gibi; dışardayım, telefondayım, yemekteyim, v.s.

Mesajlaşmanın bir kaç yolu var tabi; web ortamında olmak zorunda değilsiniz, sms yolu ( 8 kontür) ile demesaj atarak durum bildirebilirsiniz. Ayrıca msnden de mesaj gönderme olanağı var.

Shunada net’de ki durumunuzu; Myspace, Facebook ya da blogunuzda da gösterebilirsniz. Artık kim nere de, ne yapıyor diye merak etmenize gerek yok.

14 Kasım 2007

Daha önce bir yazımda bahsetmiştim zaman tüneli denilen o çıkmazdan. Zamanın sürekli akıp gittiğinden ve geri döndürmenin imkansız olduğundan, en önemlisi bu yolculukta yalnız olduğumuzdan. Öylesine yıpratarak ilerliyoruz ki bu yolda, saniyelerin nasıl hızla aktığına durup bakma gereği bile duymuyoruz.

İlk defa zamanı geri alabilseyim diyorum içimden. Hayatım boyunca hep keşke demekten nefret ederim dedim, şimdi anlıyorum ki aslında keşkesi olmayan, kendini kandıranmış. Döndürebilsem zamanı geriye, ilk yapacağım; hayır demem gereken yerde evet dediklerimi, evet demem gereken yerde hayır dediklerimi değiştirmek olurdu. Zaten o iki kelime değil midir, hayatın kendisine yön veren?

Zamanı geri alabilsem; şimdi çok istememe rağmen, bir türlü gözümden akmayan, gözyaşımı silerdim, geçmişte gereksizce tükettiğim. Oysa gözyaşı akıtmak ne güzel şeymiş unuttum!

Zamanı geri alabilsem; çoktan vazgeçtiğim hayallerimin peşinden koşmaktan vazgeçmezdim, daha bir sıkı sarılırdım onlara. Dileklerimi gereksiz şeyler için harcamazdım.

Depresyondayım diyen insanlara özeniyorum, mesela; nasıl oluyorda kolayca girilebiliyor o boktan duruma? Nasıl o kadar kolay oluyor kendini bırakmak, hiç zorlamadan? Nasıl sadece kendisi için acı çekebiliyor insan, başkalarına da acı verdiğini bile bile?

Az önce, yağmur yağsa şimdi diye dilemiştim. Sanırım bu kez doğru dilek diledim ya da doğru zamanı seçtim. Bir arkadaşım bana ” güven sorunun var” demişti. Sanırım şimdi neden güven sorunum olduğunu, güvenimi yok ettiği için daha iyi anlıyordur. Doğru zaman mı bilmiyorum ama, güvenebilmeyi diliyorum…. Yağmura karışacak bir damla göz yaşı istiyorum!