Arşiv Aralık, 2007

31 Aralık 2007

Nihayet 2007′nin son gününe geldik! Biraz bir yıl daha yaşlanmış olmanın verdiği burukluk, birazda yeni bir yıla girecek olmanın verdiği sevinç ile günü noktalıyacağız.

2007′ye girerken aynı duygular içinde girmiştik elbette. Benim için güzel bir yıl olduğunu söyleyemem. Belkide hatırlayabildiğim en berbat yıl oldu. Hatta, bundan sonraki hayatımda da etkisini kaybetmeyecek bir yıl. Biraz batıl inanç ama, tek rakamlar daima uğursuz gelmiştir.

Bir yıla neler sığdırdım: Aslında neler yok ki içinde? Pişmanlıklar, haksızlıklar, hüzün, acı. Haksızlık etmiyeyim, biraz mutluluk. Ama kaybettiklerimin yanında, hiç sayılır heralde!

2007′nin başında; alıştığım çevremden ve 7 yıl oturduğum evimden ayrılıp, bana tamamen yabancı bir muhite taşındım ( pişmanlık!) .

Ortalarında; hiç istemediğim halde, sırf çok saygı duyduğum ve değer verdiğim, belkide “tamam pes ediyorum, senin dediğin olsun” diyerek hayatıma birini soktum ( pişmanlık).

Sona dört ay kala; aynı gün işimden ve sevgilimden ayrıldım. Benim için hayatımın en zor dönemlerinden biri oldu. Sevgilimden ayrılmak; zaten yalnış olan bir başlangıcın sonu oldu ki; bittiği için değil, başladığı içindi pişmanlığım. İşimden ayrılmayı hiç düşünmemiştim; öfkemi kontrol edemememin bana getirdiği son oldu.  (Sanırım artık, kontrol bende( Sinirlerimi aldırdım))

 Benim için; kalması, hep hayatımda var olması gerektiği halde, çok değer verdiğim birini, daha henüz yeni bir birlikteliği sonlandırmışken, hayatıma sevgili olarak dahil etmem, 2007′de ki en büyük aptallığımdı.

Sona bir ay kala; hayatımda daha önce hiç yaşamadığım kadar, büyük bir acı yaşadım. Canımdan can, abimi kaybettim. Yer yüzünde; üzülücek, tasa edecek, off diyecek kadar hiç bir şeyin önemli olmadığını öğrendim. Yerinin dolması imkansız, geri gelmesi imkansız. Dünya’nın boş, hayatın anlamsız olduğunu öğrendim. Hiç kimseye kızmamayı, hiç birşeye takmamayı öğrendim.

2007′nin sonu; sürekli depresyonda olan zatı-ı muhterem sevgilimden ayrıldım, aslında o beni çoktan terketmişti. Şimdi mi? Birine canın cehenneme diyebildiğim için mutluyum. Güzel bir işim, harika dostlarım ve 2008 için süper umutlarım var. İstanbul’u terk etmeye karar verdim.

Dünya’ya barış, insanlığa huzur, kalplere sevgi, hastalara şifa dileklerimle…..

yeniyıl

31 Aralık 2007

Uzun yıllar sonra ilk defa bir Türk filmi için, sinemaya gittim. Elbette çok merak ettiğim ya da ilgilendiğim için değil, tamamen biricik arkadaşım Mine’nin Kenan İmirzalıoğlu hayranlığı ile sürüklenmemden kaynaklandı. :) Hazır filmi izlemişken, henüz izlememiş olanlara bir fikir vermek istedim.

Filmin oyuncu kadrosunu saymama gerek yok, zira ; afişleri heryerde mevcut, televizyonlar bangır bangır yani meraklısı zaten biliyor. Afiş ve görsel tasarım kampanyasını ise Kill Bill, Kingdom of Heaven, Cold Mountain gibi Hollywood prodüksiyonlarının tasarımlarını yapan ödüllü tasarımcı Emrah Yücel yürüttü.  Filmin müziklerini;Tutku: Hz. İsa’nın Çilesi, “The Island/Adave “he Recruit/Çaylak”gibi ünlü filmlerin müziklerinde imzası olan besteci Benjamin Walken Beladi hazırladı. Buraya kadar herşey mükemmel çünkü; ekip mükemmel. Zaten oyuncu kadrosuna diyecek hiç bir lafım olamaz, Şener Şen’in olması bile başlı başına yeterli. Erkekler için söyliyeyim; Aslı Tandoğan’ın güzelliği, benim bile başımı döndürdü, dövmeleri için bile görülmeye değer.

Kısaca konusundan bahsedeyim: Ali Osman meşhur bir dır, eski günlerine veda etmiştir. Beklenmedik bir anda yıllardır görmediği ve aşık olduğu ın izini bulur ve bir oğlu olduğunu öğrenir. Ali Osman bir çeşit bunama hastalığına yakalanmıştır. Oğlu Murat (İsmail Hacıoğlu) ve sevgilisi Karaca ( (Aslı Tandoğan) Dudaktan Kalbe Filminde oynuyor.) ,bir barda çalışırlar. Karaca’ya yıllardır aşık olan mafya üyesi Devran ( Kenan İmirzalıoğlu) ise Karaca’yı geri alabilmek için her şeyi göze almıştır. Ali Osman’ın artık tek amacı oğlu Murat ve sevgilisi Karaca’yı korumaktır. Kenan İmirzalıoğlu, nasıl söylenir? Biraz karizmayı çizdirmiş bir rol oynamış olsa bile,  bana göre rolünün hakkını verdi. Şener Şen’i Ve özellikle Rasim Öztekin’i çok başarılı buldum. Filmde tek eksik bana göre; senaryonun kadroya göre zayıf kalması.

Filmde; aksiyon görmeyi düşünenler, bunu pek beklemese iyi olur. Daha çok dostluk, vefa ve kavramlarının ön plana çıktığını görecekler.

Film için çok yoğun bir talep olduğunu sanmıyorum, en azından gittiğimde kalabalık olduğunu söyleyemem. Koskoca salonda; ve arkadaşım hariç, altı kişi daha vardı. Açıkçası; “Kabadayı” yerine, “Beyaz Melek”e gitmiş olsaydım daha çok keyif alırdım. Filmi; eski sevgilimle aynı salonda izlemek dışında, çarpıcı bir yanı olmadı.

30 Aralık 2007

Bahardan kalma, güneşli bir pazar yaşamanın verdiği kıpırtıyla; akşam üstü uzun bir yürüyüş yapmaya karar verdim. Tahminimden daha uzun bir yürüyüş oldu sanırım. Kısa bir mola vermek amacı ile, bulduğum ilk banka oturdum. Şu anda yazmak istediğim ama,  yazmaktan vazgeçtiğim konuyu orada belirlemiştim. Hemen ayaklarımın altında, buruşmuş bir gazete parçası ve o parçada; 28-10 -2007 tarihinde yayınlanmış bir haber ilgimi çekti. Haberde; “İnsan Gollum’a benzeyecek” diye bir başlık atılmıştı. Benzer bir yazıyı daha önce yine okumuştum. 3000 yılında ırkının değişeceği ve iki tür olacağından bahsediyordu, evrim teorisyeni Dr.Oliver Curry. Teoriler ve ırkı daima ilgimi çekmiştir ve  zaman zaman yazılarımda buna değinmişimdir. Haberi okuduktan sonra, eve döndüğümde konuyla alakalı kısa bir araştırma yapmaya çalıştım. Laf salatasından öteye geçemeyen bu teoriyi araştırırken,  ( benzer yazıları bulabilirsiniz) karşıma çıkan başka bir konu hakkında yazmaya karar verdim.

dini, Bahailik. Elbette bunu kendileri ifade ediyor yani Bahailer. “Biz milenyum diniyiz” diyor, Türkiye temsilcisi. 200′ e yakın ülkede, 10.000′e yakın mensubu bulunuyor, sözüm ona bu dinin. Bahailerin inancına göre her 1000 yılda, gereksinimler değiştiği için, dinde değişir ve bizim kabul ettiğimiz; son , son kitap, son peygamber onlara göre geçerli kavramlar değildir. 150 yıllık bir geçmişe sahip olmalarına rağmen, Dünya’da çok ses getireceklerine inanmışlar. İnançlarına göre öğretileri:

  • Tüm dinlerin temeli birdir (şimdilik son İslam ya da değildir, gelecekte de dinler gelecektir)
  • İnsanlık alemi birdir
  • bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır
  • Irksal, dinsel, etnik taassuplar terk edilmelidir
  • ve eşittir
  • Genel barış için çalışılmalıdır
  • Eğitim zorunludur ve evrensel eğitim hedeflenmelidir
  • Serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır
  • Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır. 
  • Mirza Ali Muhammed 1844 yılı Mayıs ayında insanlığa yeni bir haber getirdiğini bildirir, Bâbilik mezhebini kurar. Devlet güçlerine başkaldırmaları sonucu Bâbilerin birçokları öldürülür ve Mirza Ali Muhammed 1850 yılının Temmuz ayında irtidat suçuyla Tebriz’de kurşuna dizilir. Ölümünden sonra Mirza Hüseyin Ali gruba liderlik eder. Bahai Dünya Merkezi İsrail’in Hayfa şehridir.

    Dünya’nın hiç bir yerinde resmi olarak kabul edilmesede, temel olarak anlayışları; İslam ve Hıristiyanlık dinlerinin temelerine benzerlikler gösteriyor. İbadetlerini gizli yapıp, sadece cenaze namazlarını topluca kılıyorlar. Bahalilere göre; bir ayın toplamı 19 günden ibarettir ve bu yüzden her 19 günde bir mutlaka bir araya gelirler. Her Bahai mutlaka  bir defaya mahsus olmak üzere malının 19/1′ini vergi olarak cemaate öder. İki kadından fazlasıyla evlenmek yasaktır. Boşanma asla caiz değildir. Ancak eşlerden biri kadınlık veya erkeklik görevini yapamıyorsa o zaman boşanmak mümkündür. İddet beklemek gibi bir şart söz konusu değildir. Boşanan bir hemen ertesi gün evlenebilir. İbadet için müslümanlar gibi abdest alırlar. Senede 19 gün oruç tutarlar.

    Elbette her medeni gibi bende; inanç özgürlüğünden yanayım ama, içinde hümanist duyguları yoğun olarak yansıtmaya çalışsa bile, yeni bir anlayışının Dünya’ya bir fayda getirmeyeceğini, aksine bu anlayışın; zaten dini inançlarını yitirmeye yüz tutmuş pek çok kesimi daha derinden yaralayacağını ve sarsacağını düşünüyorum.

    “O, içinizden hiçbirinin babası değildir. O Allah’ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur ” Ahzap suresi 40. ayet.

    samsung-l760-piu.jpg çılgınlığı her geçen gün hızla devam ederken, teknoloji gerisinde kalmamak için hızına ayak uydurmaya çalışıyor ve sanırım oldukçada başarılı. İşte ’da teknolojinin gerisinde kalmamak ve , gibi ünü sınırları aşmış sitelere müşterilerini heryerden ulaştırmak amacı ile piyasaya sunsuğu modeli ile göz doldurmaya devam ediyor. RDS destekli FM Radyo, 2.0 megapiksel kamera ve bunlara ek olarak mobil blog gibi multimedya özellikleriyle öne çıkan telefon 3G desteği ile öne çıkıyor. ve ’ye direk bağlantı sağlayan özelliğini ise; mobil blog desteğinden alıyor.Üstelik mobil blog özelliğiyle çektiği

    niz resim ve videoları , ve Flicker gibi web sitelerinde bulunan hesabınıza telefonunuz üzerinden kolayca yükleyebiliyorsunuz   çılgınlığının daha ne icatlar çıkartacağını bilemem ama, ’un bu telefonunun çok satacağından eminim.

    Bana göre görünüşü çok şık tasarlanmamış ve asla kullanmayacağım bir model olsada, teknik özelliklerine baktığımızda benimle aynı fikirde olmayacak çok sayıda olacağını görüyoruz.

    samsung-580-yi.jpgSGH-L760, 100×47x15mm‘lik boyutlarına sahip ve aynı zamanda sürgülü kapak olarak tasarlanmış.samsung-580.jpg3G desteği ile gelen telefon üzerinde 2 mega piksellik kamera ve 176×200 çözünürlüğünde TFT ekran yer alıyor. SGH-L760′ın diğer özellikleri arasında FM radyo, Bluetooth, MP3 çalar, internet gezgini, RSS okuyucu ve daha fazla depolama alanı için microSD kart desteği de bulunmakta. L760’da renk alternatifleri genişliyor ve metalik siyah renk seçeneğinin dışında safir mavi ve opal yeşil ile parlak ve şık bir görüntü de sunuyor.

    L760′ın en büyük özelliklerinden biri bana göre; telefonun kaybedilme riskinin azaltılmış olması. Telefonunuzda saklanan önemli belgeleri ve  fotoğrafları kaybetme endişesi yaşamayacaksınız. uTrack özelliği, telefonunuza başka bir SIM kart takıldığında, daha önceden belirlemiş olduğunuz bir numaraya bir bildirim SMS’i gönderiyor.  Telofonun Tv çıkışı yok.

                                                                                               36626rw1.jpg

    Konu olunca; akla gelen ilk cinsiyet, elbette oluyor. Oysa modern toplun safsatası altında, kadınların aldatma konusunda hiçde erkeklerden aşağı kalır yanları olmadıklarını görüyoruz. Üstelik her geçengün bu ivme hızla artıyor.

    ya da , cinsiyeti ne olursa olsun; aldatma gerçekleştiğinde her iki taraf içinde aynı şeyi ifade eder. Yani aldatılmışlık. Söz konusu olduğunda; daha yumuşak bir yaklaşım sergilenerek, olayı “erkeğin elinin kiri” olarak değerlendiren toplum, söz konusu olduğunda; şiddetle karşılıyor. Her iki cins içinde sonuç değişmediğinine göre; aldatmaya bir kılıf uydurmak ya da cinsiyet belirlemek yalnış olur.

    Erkeklerin aldatma nedenlerine değinecek değilim. Zira, erkekler için temel olan etkenlerin başında; id, ( altben) ego, macera ve daha önce bahsettiğim katsayı ( skor) yer almakta. Kadınlar için durum biraz daha farklı sanırım. Önceleri aldatması gizli gizli yapılırken, modern çağda bu gizliliğin artık çok fazla önem taşımadığını görüyoruz.

    Kadınlar daima tek eşlilikten yana oldukları halde, neden aldatma eğlimi içinde bulunurlar? Bu konuyu iki yönden ele almak daha doğru olur:   Birincisi; ruhsal ve fiziksel hastalıklar, ikincisi; çeşitli şekillerde meydana gelen, mutsuzluk.

    Hastalık söz konusu olmadığında, kadınlar kolay kolay eşlerini ya da sevgililerini aldatmazlar. Kadınlar; ilgi, şevkat, sadakat, romantizm bekler ve bunların zamanla azaldığını gördüklerinde mutsuz olurlar. Erkeğe duyulan , yok olmaya başladığında ki; bunu çoğu zaman yok eder, kadınlar ı ve kaybettikleri heyecanı başka bir erkekte arama eğlimi gösterir. Çoğu zaman aldatma sadece düşünce yolu ile olsada, fiziksel aldatmaların hiçte küçümsenemiyecek boyutta olduğunu biliyoruz. Zaten aldatmanın fiziki ya da zihinsel oluşu da adını değiştirmiyor. Özlellikle mantık evliliklerinde aldatmaların daha sık yaşanıyor olmasıda, bahsettiğim , ilgi, şevkat eksikliğinin bu tür evliliklerde daha  fazla oluşundan kaynaklanıyor.

    Öte yandan; tatminsizliklerinde, ı aldatmaya ittiğini belirtmek lazım. Birbirilerini yeterince tanımayan eşler arasında yaşanabilen bu sorun; ya da olsun aldatmayı kaçınılmaz kılan faktörler içinde yer alıyor.

    Eşi ya da sevgilisi tarafından zamanla ikinci plana atılan ; ikinci plana atılmanın verdiği rahatsızlık ile aldatma yoluna gidebilir. her nekadar ı maddi açıdan tatmin ettiğini ve bir ihtiyacının olmadığını düşünse bile, için ön planda duran daima; , sevgi ve duygusallıktır. Ayrıca; aldatan erkeğe misilleme olsun diye aldatma eğlimi gösteren kadınlarla, şiddet ve baskı sonucu aldatma eğlimi gösteren kadınların sayısıda fazladır.

    Kadınların, eşlerini aldatma yoluna iten sebeplerden biri olan hastalıklara kısaca değinelim:

    Bu hastalıkların başında; yine modern çağ hastalığı olarak nitelendirilen depresyon yer almakta. Depresyona giren ; kendini yalnız, mutsuz ve güçsüz hissediyorsa, helede biraz sevgilisi ya da eşi tarafından ilgi görmüyorsa, yalnızlığını gidermek için hiç tanımadığı bir erkekle bile eşini aldatabilir. Bu bazen bir kafede tanıştığı, bazende chat ortamında tanıştığı biri olabilir.

    Alkol ve uyuşturucu bağımlısı olan kadınlar; zamanla değer yargılarını yitirmiş olacaklarından, aldatmaya yönelebilir.

    Manik hastalığı olan bir yine kolayca aldatabilir. Manik hasta; herşeyi uç noktalarda yaşadığı için, çok konuşan, çok gülen, çok gezen, sevecen olduğundan seks düşkünü olabilir. (more…)