Arşiv Aralık, 2007

21. Yüzyıl (milenyum) ile birlikte adından sıkça bahsettiren “Alternatiftıp” terimini dile getirmeyen hemen hemen kimse kalmamıştır. Pozitif bakış açısının tıp dilinde öncülüğünü yapan Alternatiftıp; her geçen gün daha fazla ilgi ile takip ediliyor. Alternatiftıp”ı temsil eden yöntemler arasında; Bio enerji, Yoga, Çigong ve Reiki yer almakta. Her birinin temel olarak kaynağını; şifalı bitkiler, enerji ve humanist duygular olarak tanımlarsak, sanırım pek yalnış bir ifade kullanmış olmayız. Uzakdoğu’nun insanlığa hediyesi olan Alternatiftıp’ın, sadece tıbba tamamlayıcı olarak uygulandığını, enerjinin ve şifalı bitkilerin bilimsel tıpta gerçekleştirilen tedavileri yapamayacağını, ancak özellikle ruhsal tedaviler için çok önem taşıdığını hatırlatarak, asıl  bahsetmek istediğim Reiki tekniğine dönelim.

Uzakdoğu; insanı ve yaşam koşulları ile daima ilgimi çekmiştir. Elbette bu ilginin başında; enerjilerini çok doğru işler için harcayan o çekik gözlü insanlar yer alıyor. Budist Rahiplerin; hayatla barışık, kin ve öfke taşımayan kalplerinden, Dünya’nın heryerine yayılan yaşam enerjisini, içine doyasıya çekenlerden olabilmeyi sanırım herkes isterdi. Kimilerine göre fasa, fiso olsada bana göre; gerçekten o enerjiyi içine çekmiş ve dışa yansıtmış birinin hayatla çok barışık olması dışında söylenebilecek pek fazla bir şey yok. Uzun yıllar önce bunu denemiş olsam bile, başarısız olduğumu söylememe gerek yok! Yine de bu denemenin; biraz Polyanna olmamda katkısı olmuştur. Reiki tekniğini yaşam kılavuzu olarak kullanan, sevgili Zuhal ablayı da buradan anmış olayım. Bu arada hemen belirteyim; bu konu hakkında yazı yazmamı isteyen sevgili kuzenim Hande ve tabiki Reiki’yi merak edenler için, şu videoları izlemelerini öneririm.

Reiki, iç enerji sistemimizi dengeleyerek, temizleyip yenileyerek, mutlu ve sağlıklı insanlar olmamızı sağlayan bir şifa yöntemidir.

“Yalnızca bugünlük endişelenme.

Yalnızca bugünlük öfkelenme.

Anne-babana, öğretmenlerine ve büyüklerine saygı göster.

Geçimini dürüst yollardan sağla.

Her canlıya minnet duy.” Bu prensipler Reiki’nin temelini oluşturur. Kendi elleri ile; kendilerine ve başkalarına şifa dağıtmak amacı taşır. 19. Yüzyıl’da Uzakdoğu’da bir rahip olan Dr. Usui tarafından kullanıldığı ve o tarihten sonra öğretilerek günümüze kadar geldiği söylenir. Reiki bilinen tüm tıp dalarını desteklleyerek; ruh ve beden dengesini korur. Reiki için; sevgi enerjisi olduğunu  ve akışını kalp yolu ile gerçekleştirdiğini söylemek kullanılacak en uygun cümle olur sanırım. Ayrıca Reiki bilinen tanımı ile ;”Rei “her yerde varolan”, kiruhsal yaşam enerjisi” anlamına gelmektedir. Amerika’da pek çok hastahanede bu yöntem kullanılmakta. Özellikle onkoloji servisinde yatan hastalar üzerinde oldukça fazla etki gösterdiği saptanmış.

Reiki; altı, yedi seyans sonucunda kolayca öğrenilebilecek bir yöntem. Elbette her kişi için aynı etkiyi gösterip göstermediğini bilmek imkansız. Bilenen çakralar aracılığı ile uygulanan bu teknik ile; vücuda ve auraya enerjinin yayılması sağlanır.  Meditasyon yaparak bile en azından kendi ruh sağlığımızı dengede tutabilmemiz mümkün. Elbette  bunu başarmak okadar kolay olmasa gerek? en azından bir uzman yardımı ile; meditasyon ya da Reiki tekniğini öğrenebilecek güce sahip değilseniz bile, içinize hapsolan kötü enerjiden kurtulup, pozitif enerji doldurma ve yansıtma gücüne sahipsinizdir.
reikireikireikireiki
Çakralar ve duruş şekilleri için resimlerin üzerine tıklayın.

Kim bilir; en azından bunu bir denersiniz. ;)

harleyBundan 105 yıl önce başlayan Harley Davidson efsanesi son dönemlerini mi yaşıyor?

Arthur, William,Walter kardeşler belkide bir macera zannettikleri motosiklet tutkularının, bir efsaneye dönüşeceğinden habersizdi.  Birinci Dünya Savaşı sırasında keşfedilen Harleyler; başlangıcda birer savaş aracı olarak kullanılsada, savaş sonrasında Amerikan ordusunun elinde kalan Harleylerin gençlere dağıtılması sonucu çetelerin oluşmasına yol açar. Davidson tutkusu günden güne çoğalmaya başlayınca Hollywood’un dikkatini çeker. 1960‘lıyıllarda çekilen “Easy Rider” filmi Harley’lere olan ilgiyi daha da arttırır. !970′li yıllarda Japon motosikletlerinin piyasaya çıkması ile Harley zor dönemler yaşar ve fabrika kapanma noktasına gelir. Belkide efsane bu tarihten sonra başlar. Harley tutkusu inanılmaz boyutlardadır ve Harley severler fabrikanın kapatılmasına engel olmak amacı ile bir araya gelir ve kredi çekerler, böylece fabrika kapatılmaktan kurtulur.  Böylece H.O.G’de ( Harley Sahipleri Grubu) kurulmuş olur.

Harley Davidson, bir marka olmaktan çıkıp fanatizme dönüştüğünde, tüm Dünya’da bu fanatizm ateşine tutulmuştur. İçinde nefret ve sıkıntı barındırmayan  Dünya’da fashion’s ilk ve tek marka olarak tarihe adını yazdırır. Her yıl  Mayıs ayında, Dünya’da Harley kutlamaları yapılmaya devam ediyor. Öyle görünüyor ki bu efsane daha uzun yıllar sürecek.

Kısaca Harley Davidson; bir motorsiklet efsanesi. iki silindirli v motor, kendine özgü motor sesini tescilliyen, uzun ön çatal, gerisi kullanıcının hayal gücüne kaldı.

                                     kökHemen belirteyim; bu yazının içerisinde her hangi bir bilimsel dayanak yer almamakla birlikte, tamamen Hint mistisizminin insan ile evren ve Tanrı arasındaki ilişkileri açıklayan felsefesi denebilecek Hint teozofisininden yola çıkılarak, ortaya atılmış teoriden ibarettir.

Teoriye göre; Dünya’nın varoloşundan itibaren insan türü, çeşitli süreçler geçirmiş ve bu süreçlerde “yedi kök soy” olarak tanımlanmış. Günümüz insanının yani bizlerin beşinci kök soy olduğu ve sürecin yedinci kök soyla tamamlanacağı iddia edilmiş.

Beşinci kök soya gelmeden önce diğer kök soyları incelediğimizde, çok çarpıcı iddiaların olduğunu görmek mümkün. atlantis uygarlığına kadar, ( dördüncü kök soy) insanlık gelişiminin çok fazla ilkel olduğu, hatta ilk kök soyda insanın bir bedenin dahi bulunmadığınından söz edilir. İnsan oğlunun  beden olarak esir-i alem denilen bir yerde yer aldığı ve tam olarak fiziksel olarak yaşamadıkları için insan olarak bile tanımlanmadıkları belirtilir. Rudolf Steiner birinci kök soyu şu şekilde tanımlıyor ;”Bu ilk kök soya Polarean soy adı verilir. Az çok eliptik forma sahip bu ‘soy’un beyin vs. gibi iç organları bulunmuyordu. Düşünme yetisine sahip değildi, algılaması bir tür dokunma duyusundan ibaretti, görme duyusu yoktu, fakat kulağa sahip olmasa da bir tür işitme duyusuna sahipti. Yaşamı güdülerden oluşuyordu. Ruhu kendisini sadece içgüdülerle, hazlarla, hayvani arzularla vb. ile ifade ediyordu. Bilinç durumu rüyayı andırıyor, atıl bir yaşam sürüyordu.”

İkinci kök soyun ortaya çıkması ile; maddenin katılaşması ve yer yüzünde ısının azalması süreci başlar. İkinci kök soyda, birinci kök soyun aksine bedeni olan bir insan tanımı yer alır. Bu insan, çift cinsiyetli (Hermafrodit)  ve kendi kendini dölleyerek üredikleri belirtiliyor.

Üçüncü kök soyun Mu Kıtası’ında yaşadığı ve artık belirgin bir şekilde bugün ki insan tanımına benzeyen bir iskelet ve sinir sistemine sahip oldukları, artık ciğerleriyle hava soluyan insan bedenine bürünüp, esir-i alemden tamamen sıyrıldıkları ifade edilir. Yine aynı kök soyun; 3-4 metreyi bulan dev insanlar olduğu ve normal yollarla üremeye başladıklarını görüyoruz. İlk kentleşmede bu kök soy dönemine rastlar.

atlantisatlantis

Nihayet dördüncü kök soy yani Atlantis uygarlığından bahsedilir. Atlantis uygarlığında yer alan insanların psişik güçlerinden bahsedilir ve bitlileri bile sözleri ile büyütebildikleri söylenir. Atlantis’in son dönemlerinde; insanların bencillikleri ile güçlerini kötüye kullanmaları insanlığa pek çok zarar vermekle birlikte, büyük bir yok oluşa zemin hazırladıkları, bununla birlikte psişik güçlerininde azaldığı görülür.  Zeka ve düşünme yetisininde bu kök soyla başladığı iddia edilir. Nihayet Atlantis’in sular altında kalıp yok olması ile, beşinci kök soy yani günümüz uygarlığı doğar.

Teozofi felsefesine göre; beşinci kök soy da son dönemlerini yaşamakta. İnsanların ayıklanacağı ve herkesin gerçek yerini bulacağı altın çağın başlangıcı ile, altıncı kök soy sürecine girileceği düşünülüyor. Yedinci  kök soy ile birlikte; insanlığın yok olacağı ve evrimin bu şekilde tamamlanacağı teorisine yer verilir.

Başlangıçta söylediğim gibi; herhangi bir bilimsel dayanağı yoktur. Hangi teori içerisinde yer alırsa alsın, insanlığın son dönemlerini yaşadığı ve bu sona katkıda bulunmak için el birliği ile çabaladığımızı söylemek mümkün. Bu teroride yer aldığı gibi; yeni bir altın çağın başlayacağını ve daha mutlu bir sürece girileceğini düşünmek sadece hayalden ibaret olurdu. En azından şu dünya üzerinde.

14 Aralık 2007

Şu kimlik bilgileri denen şey ne kadar değerliymişde habermiz yokmuş! Özellikle sanal alemde kimlik bilgilerinin gizlenmesi konusunda sık sık uzmanların uyarılar yapmaları bile, bu değeri anlamamıza yardımcı olmuyor olsa gerek ki; uzmanlar şimdi de, siber sevgiliye dikkat çekiyorlar !

Bu siber sevgili nedir? Ne yer, ne içer? Nerede yaşar? Zengin mi, fakir mi?  Ne yapar? Ah ah merak buya; sanal alemde arkadaş ve ya sevgili bulmak arzusu ile yanıp tutuşanların, sık sık uğrak yeri yaptığı arkadaşlık siteleri ve chat sitelerinin ne tür tehlikelere gebe olduğunu bilmeden, meraklarını gidermeye çalışanlarla dolu olduğunu görmek insanı baya düşündürüyor.

  • Siber sevgili nedir sorusunun cevabı: Program.
  • Ne yer, ne içer sorusuna cevap: Belki de hiç, kendisi tamamen yapaydır.
  • Nerede yaşar: Rusya
  • Zengin mi, fakir mi: Oldukça fazla kişiye ait kimlik bilgileri var, şimdi fakir ama, yakında çok zengin olacak (!)
  • Ne yapar :Her türlü soruya uygun yanıtlar verebilir, hatta sizi kendi kişisel sayfasına yönlendirip, muhabbeti koyulaştırır.  Yönlendiğiniz sayfanın  zararlı yazılımlarını bilgisayarınıza aktarmayı başarır.

     Aynı anda sizi ve 10 kişiyide idare edebilen program, siber sevgili edinmek isteyen maceraperestlere; “sevgililer günü hediyeni nereye göndermemi istersin?” şeklinde sorular sorup, çeşitli jestlerden etkilenen kişinin  kısa sürede kimlik bilgilerini  alabiliyor. ( Var mı böyle salaklar?)

Şimdilik endişe etmenize gerek yok! Henüz  sadece Rusya’da kullanılıyor ama, bu demek değil ki; yakında Türk sibercilerin karşısına çıkmayacak. Benden söylemesi; özellikle güzel Rus kadınları ile başı dönen erkekler, dikkat !

Kadınlık sayısı; erkeğin bakış açısı ve puanlaması ile yükselirken, erkeklik sayısı; erkeğin yatağına attığı kadın ve hızla uzaklaşarak kaçtığı sayıyla yükseliyor.

Ataerkil bir millet olmamızdan olsa gerek ki; kadın hayata koca bir sıfırla başlarken, ekek cebinde, hanesine yazılmış 10 puanla başlamanın verdiği rahatlıkla, kendinden emin olarak toplumda ki yerini alır. toplumda  en üst seviyede yer alan erkek, böylece kadını değerlendirme hakkınıda elde etmiş olur.

Kadınlık sayısının artma yolları: Erkeğin gözünde kadınlık sayısını arttırmak için en başta iyi bir ev kadını, iyi bir eş, iyi bir anne, mutfakta iyi bir eş, yatakta ateşli ve itaatkar, kal dediğinde kalan, git dediğinde giden, hatta söylemeye gerek kalmadan gitmesi gerektiğini bilen kadın; kadınlık sayısı en yüksek olan kadındır. Tam tersi olan durumlarda, sayı daima sıfırda sabitlenmeye mahkumdur. Bütün bunları değerlendirirken; istisnaları ayrı tutmak ve tenzih etmek zorunda olduğumu hemen belirteyim. Nitekim bildiğiniz gibi; “istisnalar kaideyi bozmaz.”

Kadınlık sayısının, erkek egemenliğinde değerlendirilmesine karşılık, erkeklik sayısının da sadece erkeklerin tekelinde bulunması da elbette çok adilane bir yaklaşım değil. Hele hele bu kat sayının yükselmesi için pek bir yoğun çabanın harcanmıyor olması göz önünde tutulursa, ne denenli acımasız bir tablo olduğu daha net ortaya çıkıyor. Düşünsenize, sadece, muhabbete meze olsun diye, yattığınız kadın sayısını belirtmeniz ve pek tabi her defasında nasılda koşarak uzaklaştığınızı belirtmeniz yeterli. Kat sayının maksimuma ulaşmış olması ise; hızınızın artmış olması anlamına geliyor. Böylece muhabbete meze edilecek; erkeklik kat sayısı ve içerisinde yer alan kadın sayısı ile dinleyicilere “vay anasını” dedirtebilir, egonuzu biraz daha şımartabilirsiniz (!)

Bilimsel olarak baktığımızda da; kadınlarda var olan testosteronun, erkeklerde 30 kat fazla olduğunu görmek mümkün. Bu durumda da, bilim ne derse doğrudur.

Yıllardır tartışılan; kadın ve erkek eşitliği, kadının uğradığı haksızlıkları konu alan, Yılmaz Erdoğan’nın kaleminden, “Kadınlık bizde kalsın” romanı ve 500′ün üstünde, tiyatro sahnesine uyarlanan oyunu ile bu gerçeği gözler önüne sermiştir. Kitapta;Bir kadın niçin cinsiyet değiştirmek ister? Tarihte kadının rolü nedir? Hezarfen Ahmet Çelebi’nin uçuşunda karısının rolü neydi? Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethetmekten vazgeçtiğinde O’nu ikna eden kadın kimdi? Kadınlar da askere alınsa neler olur? Sevim Durdu, Hatice Taşan kimdir? İhsan Sabri Çağlayangil, Müzeyyen Senar ve Kayahan da örgüt üyeleri arasında mıdır? Sorularına yanıtlar bulmaya çalışılıyor. Belki o an için soruların yanıtlandığı düşünülsede, bunun kadınlık sayısı ya da erkeklik sayısına bir faydası olmamıştır.

Söylenecek son sözde bu olsa gerek, “Kadınlık Bizde Kalsın!”