
Baskıcı rejiminiz sizin olsun!
Ben sen gibi olduktan sonra, ben olmamım anlamı yok! Böyle bir atasözü var mıydı? Bilmiyorum, ama yoksa da hislerime tercuman olduğu için uyduruverdim.
Çekirdekten başlayıp; önce ailesel baskı, çevresel baskı, toplumsal baskı, bireysel baskı, işte baskı, sıralama okadar uzun ki saymakla bitmez… Peki neden? Herbiri kendi değer yargılarını, kendi düşünce ve yaptırımlarını zorla bir başkasına adapte etme uğruna, elitik bir dikta stratejisi izleyerek kabullendirmeye çalışıyor. Peki bireyin tek başına karar verme yetisi yok mu?
Baskılardan bir veya birkaçını ekarte edebilirsiniz, ama mutlaka baskı uygulamaya devam eden birileri gelip hayatınızı, sizin adınıza yönlendirebileceği konusunda sizi ikna etmeye çalışır. Sizin fikirlerinizin, duygu ve düşüncelerinizin bir anlamı yoktur. Bazen en yakınınızda olduğunu zannettiğiniz kişi bile, sizin düşünme yetisinden yoksun olduğunuzu; ” ama bak sen farkında değilsin, ama bak senin iyiliğin için, ama bak seni sevmesem..” gibi artık gerçekten klişe olmuş cümlelerle yüzünüze vurmaya devam eder.
Geçmişte, yani henüz ” yaş kemale ermedi” denen dönemde; kabullenmek ve sineye çekmek daha kolay oluyordu. 20′li yaşlardan sonra; artık tarzını seçmiş, kişiliği oturmuş ve kendi kararlarını kendi verebilecek duruma gelinmiş olduğundan, biraz da asice ” off ya yeter!” demek de kolaydı. 30′lu yaşlarda artık; söylenecek birşey yok! Yalnış ve doğru kendi tekelinizde. Ancak bir başkasının hakkına tecavüz ediyosanız; belki iyi niyetle uyarılmaya, hata yaptığınızda; eleştirilmeye tahammül edebilirsiniz, ama sadece okadar!
Güdülmeye değil, anlayışa ihtiyacım var! Yaralanmaya değil, yaralandığımda yaralarımın sarılmasına ihtiyacım var! Karşılık beklemeden severim, karşılığını istemeyecek dostlara ihtiyacım var! Sadece insana…
İnsanlar, söylediklerimin değil, söylemediklerimin derdine düşmüş! Oysa hayatım boyunca söyleyemediğim hiç birşey olmadı, ama kimseye anlatamadım. Fazla açık konuşuyor olmaktan olsa gerek; insanlar, yalan mı- gerçek mi? Diye irdelemekten aslında daha fazla söylemek istediğim şeyler var zannediyorlar. Yalanlarım olmuştur; sadece pembe yalanlar, ama bu konuda çok başarılı olamadığımdan ya da yalan söylediğim için vicdanen rahatsız olduğumdan bir süre sonra mutlaka, gerçeği itiraf ederim.
Çocukluk dönemlerimde annemin bana aldığı oyuncakları ve elbiseleri, gizlice başkalarına hediye ederdim. Genç kızlık dönemlerimde onların yerini, annemin özenerek aldığı çeyiz eşyaları aldı. Her defasında yakalanır azar işitirdim, ama vazgeçmezdim. Şimdi hala annemin evinden birşey kaybolsa ( çoğu zaman koyduğu yeri unutur) ” Yine birine mi verdin?” Diye beni arar. Oysa 10 yıldır aynı evde bile değiliz.
Kendi paramı kendim kazanmayan başladığımda beri; hep kendi aldıklarımı hediye ettim, ama annem hala inanmaz.
Artık sıkıldım, hemde çok! Baskıcı rejimlerden, hep ” ben bilirim” tarzı insanlardan, bencilliklerden, sevdiğim erkeklerin hayvanlıklarından, iyilik yapıp binlerce kez yüzüme vurulmasından, anlatmaktan- anlatmaktan, kaybetmekten-kaybolmaktan, aldatılmaktan, yalanlardan…. Sıkıldım artık!
Baskıcı rejiminiz sizin olsun, benden pes..
Sizler için bunlarıda karaladım
Kategori: JerenCe, Sadece insan

Aslında baskıcı rejim dediğinizde farklı şeyler algılanabiliyor. En azından ben öyle algıladım.
Saydıklarınıza yönlendirme daha çok yakışır bence. Baskı yapmak biraz daha farklı bir şey. Ama birçok konuda haklısınız
Annen sana yine çeyizlik birşeyler alırsa bana bağışlayabilirsin memnuniyetle kabul ederim
)