Kuantum, Big Bang ilişkisi

Yapılan araştırmalara göre; kafatası büyük insanlar, diğer insanlara göre daha zekiymiş. Erkeklerin kafatasları kadınlara göre daha büyük olduğu içinde, erkekler daha zekiymiş.

Bu yazımda elbette erkeklerin nekadar zeki olduklarından bahsetmiyeceğim. Belki başka sefere, o müthiş zekalarını tartışabiliriz(!)

, kafatası oldukça büyük olduğu için; normal insanların beyinlerini kullanma oranı onda daha fazla. Aslında bu kadar serseri bir hayat için olağan üstü bir zekaya sahip olmasını ancak bilimsel olarak bu şekilde anlatabiliriz. , fıkra gibi adam. Hem bu kadar zeki, hem de Nasrettin Hocayı aratmacak türden; eğlenceli ve komik. Yaptığı mucizevi buluşların her biri, fıkra niteliği taşıyacak kadar ilginç ortamlarda ve durumlarda gelişmiş. Ne var ki; çoğu zaman kendi buluşu karşısında şaşkınlık yaşayarak, kendisi bile inanmayıp buluşunu gün yüzüne çıkarmadan vazgeçmiş.

teorisine giriş: 1900 yılında Planck tarafından ortaya atılmıştır. Molekül, , çekirdek, nükleon, temel parçacıklar ve kuarklar gibi küçük parçacıkları inceler. Bu teori olasılıklar üzerine kuruludur. 1905′te Einstein bu kurama dayanarak fotoelektrik (Metallerin üzerine ışık göndererek elektron sökme) olayı açıkladı. Işık,dalga özelliği yanında foton denen (enerji paketleri) özelliği de gösteriyordu. Yani gelen fotonun enerjisi, metalin iş fonksiyonu ile sökülen foto-elektronların maksimum kinetik enerjileri toplamına eşittir. 1924′te Fransız fizikçi Louis de Broglie, çok çarpıcı bir düşünce üreterek, basit bir matematikle, hareketli her parçacığın aynı zamanda dalga özelliği göstermesi gerektiğini ileri sürer. 1927′de Amerikalı bilimciler C.Davisson ve L.Germer, elektronların tıpkı bir ışık gibi, kristallerde kırınım gösterdiğini bulurlar. Yine aynı yıl , ünlü belirsizlik ilkesini ortaya koyar . Fizikçiler arasında fikir ayrılıkları yaşanmaya başlar ve 1930′lu yıllara gelindiğinde, anlaşmazlıklar tartışmalara dönüşür. Einstain, tartışmalardan kendini soyutlayarak geri planda kalır. Hala üzerine eni yeni teoriler üretilsede, asıl denklem olarak; mekaniğinin temel denklemi Schrödinger denklemi olarak kabul edilmektedir.

Kuantumun evrenin genişlemesine açıklaması: Kuantum alanı kuramına göre, gözlemlenebilir fizik sadece uçsuz bucaksız bir enerji okyanusu üzerindeki küçük çalkantılardan oluşmuştur. Böylece, temel parçacıkların ve evrenin kökeni bu “enerji okyanusu” olabilecektir: Bu ilk sonsuz enerji ve kuantum akışı düzlemi içinde sadece uzay-zaman ve öz madde doğmuyor, ayrıca bunlar sürekli olarak bu düzlem tarafından canlandırılıyor. Fizikçi David Bohm madde ve bilincin, zaman, uzay ve evrenin, kendisi de uzayın ve zamanın ötesinde bulunan ve sonsuzluğa dek yaratıcı bir kaynaktan doğan alttaki bir düzlemin çok büyük etkinliğine kıyasla, ancak pek küçük bir”şıpırtı” olduğunu düşünüyor.

Tümüyle bir madde ve enerji yokluğuyla kendini gösteren bir mutlak boşluk yoktur. Galaksileri ayıran boşluk bile tümüyle boş değildir; tek başına kimi atomlar ve çeşitli tipte ışımalar içerir. Doğal olsun, ya da yapay olarak yaratılmış bulunsun, salt durumda boşluk sadece bir soyutlamadır: Gerçekte, boşluğun “dibini” oluşturan bir artık elektromanyetik alanı ortadan kaldırmayı başarmak olanaksızdır. Bu düzeyde madde-enerji eşdeğerliği kavramını işin içine sokmak ilginçtir; eğer boşluğun içinde bir artık enerjinin varolduğunu kabul edersek, bu enerji kendi “hal değişimleri” sırasında pekala maddeye de dönüşebilir. O zaman yeni parçacıklar yoktan ortaya çıkacaktır.

Big Bang’den hemen önce, ilk boşluğun içine sınırsız bir enerji akısı aktarıldığını, bu akının ilk kuantum değişimine neden olduğunu, bundan da evrenimizin doğduğunu varsayılır.

Sonuç: , gök fizikçilerinin çoğunlukla bugün standart örnek olarak kabul ettikleri bir şeye dayanıyor. Ama acaba elimizde olayların gerçekten böyle geliştiklerini gösteren apaçık kanıtlar var mı? Gerçekten büyük patlama oldu mu? Bununla birlikte, bize “evet oldu” diye düşünmemizi sağlayan en aşağı üç belirti var:

1- Yıldızların yaşı: Bu yıldızlardan en eski olanlara ait ölçüler on iki ile on beş milyar yıllık bir yaşı gösteriyor. Bu da, evrenin varsayılan ortaya çıkışından bu yana geçen süreye uygun düşüyor.
2- Galaksilerin yaydığı ışığın analizine dayanıyor: Bu analiz, galaksilerdeki nesnelerin, aralarındaki uzaklıklar ölçüsünde çoğalan bir hızla birbirlerinden uzaklaştıklarını çok açık bir biçimde gösteriyor. Bu da, galaksilerin eskiden uzayın tek bir bölgesinde, onbeş milyar yaşında ilk bulutun içinde toplanmış oldukları düşüncesini uyandırıyor.
3- Kesin kanıt: 1965 yılında evrenin tüm bölgelerinde pek az güçlü bir ışımanın, mutlak sıfırın 3 derece üstünde, çok düşük ısıda bir cismin ışımasına benzer bir ışımanın varlığı ortaya çıkarılmıştır. Oysa bu tek-biçim ışıma, evrenin ilk anlarındaki sıcaklık ve ışık sellerinin gizemli yansıması olan bir tür fosilden başka bir şey değildir.

Sizler için bunlarıda karaladım


Etiketler: , , , , ,
Kategori: bilim

6 Yorum

  1. çok güzel bir yazı olmuş.zaten bunun belgeselini izlemiştim.Modern bilim sayesinde materyalizmin yalanları bir bir ortaya çıkıyor.Evrim teorisi de çöktü zaten.Ama kesin yokoloşu yakındır sanırım

  2. neden yazamıyorum anlayabilmiş değilim. einstein kuantumcu değildi. tersine en büyük muhalifiydi. schrodingerin belirsizlik ilkesine ilişkin tanrı zar atmaz diye karşı çıkar. Ayrıca fotoelektrik konusundaki nobel hikayeside ironidir. kuantum karşıtı olmasına rağmn, kuantumun en büyük kanıtlarından biriyle nobel alır. isteyerek mi yapmıştır bunu hayır.
    ha evrim mi? kim evrimi çürütmüş. belge getirin. bilimsel bir makale olsun nette dolaşan yahya gibilerinin üfürmesi değil.

  3. Evrim teorisinin safsata olduğunu, “Sağır Sultan” duydu, siz duymadınız mı?
    Ayrıca inananlar için en büyük kanıt, Kuran’dır. Geri kalanlar sırf bu yüzden “teori”den öteye gidemeyecek kadar gereksizdir.

  4. big bang teorisi, izafiyet teorisi, evrim teorisi, kuantum teorisi vs. vs. vs. farkındaysanız bunların hepsi teoridir ve hepside teori olmaktan öteye gidemeyecekler. isterseniz önce bi teorinin anlamını okuyun. ha bu arada; hipotez ve teori aynı şey değil:)
    evrim teorisine gelince sağır sultana selamlarımı iletin. Şu an için bilim dünyasında tartışılan evrim var mıdır yokmudur tartışması değil evrimin nasıl olduğudur. yani evrim gerçektir. Kur’an da bir fizik kitabı değildir.

  5. Kemal KAHVECİ diyor ki:

    EVRİM TEORİSİNİN ARA GEÇİŞ FOSİL ÇIKMAZI!
    Darwin’in yaklaşımındaki en temel özelliklerden biri, küçük değişimlerin (mikro mutasyonların) birikmesi neticesinde büyük değişimlerin gerçekleştiğini savunmasıdır. Bu yaklaşıma göre bir türden diğer bir türe geçiş çok uzun zaman dilimlerine yayılır; türler arasındaki geçiş formlarını gözlemleyemeyişimizin sebebi ise doğal seleksiyonun bunları elemiş olmasıdır. DNA’nın keşfedilmesi, bu molekülün çok hassas yapısının büyük değişimleri kaldıramayacağını göstermiştir. Canlıların, Darwin’in yaşadığı zaman diliminde zannedilenden çok daha kompleks olduğunun anlaşılması, Yeni-Darwinciliğin ana doğrultusunun da küçük değişimlerin birikmesiyle evrimin oluştuğunu savunmalarına sebep oldu. Bu yaklaşım benimsenirse, bir türden diğer türe geçişi gösteren birçok ara formun varlığını kabul etmek gerekir. Bunun da doğal sonucu, fosil kayıtlarından bunlarla ilgili sonuçların elde edilmesini beklemektir. Darwin döneminde, bilinmeyen orman alanları ve okyanus altlarında da geçiş formlarını tespit etme ümidi vardı, ama asıl beklenti fosil kayıtlarından gelecek verilerdeydi.
    Darwin bu sorunun farkındaydı ve “Türlerin Kökeni” adlı eserinde dokuzuncu bölümünü bu konuya ayırdı. Kendi teorisine göre, yeryüzünün her katmanında birçok ara form bulunması gerektiğini, bunların mevcut olmayışının teorisine karşı getirilecek en büyük itiraz olduğunu söyledi.Teorisinin en temel mekanizması olan doğal seleksiyonun bu ara formları yok ettiğini, fakat bu formların bir zamanlar yeryüzünde yaşadığını ileri sürdü. Darwin, kendi dönemindeki fosil bulguların yetersiz olduğunu, bunun; gerek yeryüzünde araştırılan alanların kısıtlı olması, gerek yapılan çalışmaların kifayetsiz kalması gibi sebeplerden kaynaklandığını belirtti.O, yapılacak yeni kazıların neticesinde elde edilecek bulguların, kendi teorisini destekleyecek verileri oluşturacağına inanıyordu.
    Darwin’in yavaş aşamalı evrim anlayışına ilk tepki verenlerden biri Huxley idi. O, Darwin’in, kendini gereksiz yere sıkıntının içine soktuğuna inanıyordu.Çünkü, ara formların ve bunların fosillerinin eksikliğindeki sorun, Darwin’in Evrim Teorisi’ni yanlışlayan bir delil olarak ileri sürülebilirdi. Darwin, “Türlerin Kökeni”nde eğer küçük değişimlerin birikimiyle oluşmasının mümkün olmadığı herhangi bir organ gösterilebilirse, teorisinin çökeceğini söylemişti ve “doğada atlama olmaz” (natura non facit saltum) ilkesine sonuna kadar sadık kalmıştı.Darwin’in kendini niçin bu kadar zora soktuğunu anlamak zor değildir. Çünkü onun teorisini, türlerin bağımsız yaratılışından ayıran temel özelliklerden biri, aşamalı küçük değişimlerin birikimi ile yeni türlerin oluşumunu savunmasıydı. Eğer sıçramalı (saltationist) bir teoriyi savunursa, türlerin bağımsız yaratılışı görüşüne yaklaşacağının farkındaydı.Fosiller hakkındaki araştırmaların yetersizliğini vurgulayarak ise, bu alandan gelecek itirazları savuşturmaya çalışmıştı
    Fosil kayıtlarının yetersizliği çok tartışmalı bir konudur, fakat günümüzde bu mazeretin arkasına sığınmak, Darwin’in dönemindeki kadar kolay görünmemektedir. Bilinen fosil türlerinin sayısı birkaç yüzbine ulaşmaktadır. Karada yaşayan 329 tane omurgalı ailenin 261 adedi (79.3) bulunmuştur. Eğer fosili daha zor bulunan kuşları çıkarırsak bu oran %87,8’e yükselir.Darwin’den sonra Dünya’nın hemen her köşesinde kazılar yapılmış, tarihlendirme teknikleri çok geliştirilmiş ve yeni pek çok fosil kaydına ulaşılmıştır. Oysa ara geçiş formlarının yokluğu ile ilgili sorun hala devam etmektedir. Ayrıca birdenbire neden ve sebep olarak ilk insan oluşsun dünya sonsuzdan beri var olmuş olsun niye başlangıçı yok niye varolmuş günümüzde neden bütün insanlar aynı şekilde birbirlerinden fiziksel olarak neden farklı özellikleri yok kimimiz balık gibi neden yüzemiyoruz veya kuş gibi neden uçamıyoruz darvin teorisine göre tek bir canlıdan bütün türler küçük değişimlerle evrimleşerek oluşmuş olsaydı bügün dünyada yaşayan insanlar aynı özellige sahip olmazdı Darwin’e göre, yeni türlerin oluşması için gerekli hammaddeyi populasyonun bireylerinde meydana gelen ve kalıtım yoluyla aktarılan değişiklikler oluşturur Daha sonra çevreye uymalarında kendilerine avantaj sağlayan değişikliklere sahip olan bireyler yaşarken, bu değişikliklere sahip olmayan bireyler doğal seleksiyon sonucunda yok olurlar buna göre insanlar o zaman yaşadıkları coğrafi bölgelere uyum sağlayacak şekilde evrimleşmiş olmaları gerekmezmiydi! Niye değişik özellikte yarısı insan yarısı başka mahluklar yok niye deniz kenarında yaşayan insanla dağ köyünde yaşayan insan aynı fiziksel özelliğe sahip bence bu teori evrimin olduğunu zanneden darwinin hayalinde olduğunu düşündüğü ama kanıt delil bulamadan ortada bıraktığı gerçekte hiç olmamış bir durumdur .

  6. Kemal bey ne diyeceğimi bilemiyorum, oldukça etkileyici bir yorum, hatta yorumun ötesinde başlı başına açıklayıcı bir yazı olmuş, teşekkürler.

Yorum Yapın

İsim

E-mail

Websiteniz