
Ada da sonbahar büyüsü
Peyniri eritip simitin içine kattılar, simit anlayışımızı değiştirmeye çalıştılar, yetmedi kokoreçe düşman yaptılar. Yine de kokoreç sevdasından vazgeçirmeyi beceremediler. AB “yemeyin!” dese bile biz yemeye devam ediyoruz, edeceğiz de! Bizimle yan yana yatmayı versinler…
Güne başladığım da, uzun ve yıllardır özlemi çektiğim bir gün olabilme ihtimalini hiç düşünmemiştim. Sabah iş yerime gittim ve öğlene kadar işlerimi toparlayıp, nedensiz bir şekilde kendimi metrobüs de buldum. Herhangi bir yere gitme niyetinde olmama rağmen, son durak Zincirlikuyu’da olduğumu fark etim, yine gayri ihtiyâri yeni bir araç değiştirdiğimde ise, Kadıköy İskelesinde Kızılay Kan Merkesi aracının önünde duruyordum. Kan vermek istiyorum dedim, ” kilonuz kaç hanfendi” dedi görevli, 45 dedim, “siz kan veremezsiniz” dedi yine görevli. Bu sahneyi pek çok kere yaşadığım için, gülümseyerek oradan uzaklaştım. Kan bağışı için bile bazı kriterler olması can sıkıcı, ama yapacak birşey yok! İskeleden yukarı doğru yürümeye başladım, aslında bunun eskilerden kalma bir alışkanlık olduğunu; kokoreç kokularına doğru yürüdüğüm de anladım. Kadıköy’ün en sevdiğim ara sokaklarından biridir, kokoreçciler ve balıkcılar sokağı. O sokağa girdiğimde Mercan Kokoreç’e uğramadan asla geçmem, yine öyle yaptım. Bol acılı bir kokoreçin tadını hiç birşeye değişmem. “Simitçiler daha iyi iş yapıyorlar, artık eskisi gibi değil işler, kokoreç severler azaldı AB uğruna.” Bir yandan kokoreçimi hazırlayan ustanın dilinden dökülen bu cümle, içimin cız etmesine neden oldu. Neyi varmış bizim kokoreçin? Niye elimizden almaya çalışıyorlar? Çözemedim!
Gün uzun bir gün olacaktı ve ayaklarım beni nereye götürecekti belli değildi. Eski bir kaç dosta uğradım; hal, hatır, vesselam derken havanın iç ısıtan hissiyle birlikte, neden Büyükada’ya gitmiyorum diye düşündüm. Kendimi şımartma günümdeydim ve bunu sonuna kadar değerlendirmeliydim. Büyükada’ya giden ilk vapura atladım; denizin kokusu, martıların sesi, esen rüzgara inat güvertede sıcacık bir çay ve adadaydım.
Sonbaharda Adalar bir başka güzeldir. Yazın çoşkusu ve kalabalığı yoktur, sessiz ve büyülü gibidir. Sararmış oğanın güzelliği ayrı ayrı serilir gözler önüne. Ada halkından başka, belki üç-beş insan daha vardı. Kimi iş için gelen, kimi aşklarına kaçamak mekan arayan üç-beş kişi.
Adaya gelipte en yüksek tepesine çıkmamak olur mu? Aya Yorgi’ye? Aya Yorgi, Büyükada’ nın en yüksek noktalarından biridir. Ortodoks kilisesinin otoritesi sayılan başpiskoposluğun, Türkiye’ de kabul ettiği kilise olma özelliğini taşır. Ortodokslar için Aya Yorgi 2. hac demektir. 23 Nisan, Aya Yorgi Kilisesinin akına uğramasına neden olur. İlginç bir gelenek, bu tarihte kilisede dilek dilemek için, tepeye doğru tırmanan binlerce insanı görmeniz mümkün. Benim için Aya Yorgi, sucuk, ekmek, bir kadeh kırmızı şarap ve güneşin batışını büyülenerek izleyebileceğim en iyi nokta demek. Orada yediğiniz sucuk, ekmeğin bir başka benzer lezzeti asla yoktur.
İçime sindire sindire, uzun bir zaman tekrar gelemeceğimi bilme hissi ile, biraz buruk, ama delicesine mutlu ve şımarmış bir şekilde 3 saat süren ada serüvenimi tamamladım. Saat 7 sularında Mecidiköy’de Ali Samiye’nin, Olympiakos’u ağırlamak için yarattığı asmosferin ortasında buldum kendimi. Hayır maçı da izledim demeyeceğim:) Bana kalsa ve bilet bulabileceğimi bilsem, hiç tereddüt etmezdim, ama arkadaşımı bu konuda iknâ edemeyeceğimi bildiğim için, dile bile getirmedim… Onun yerine, Cevahir’de kaybolalım dedim:) Tam olarak kaybolduk sayılmaz; çekik gözlü Koreliler olmasa kaybolabilirdik, Allahtan ne konuştuğunu anlamadığımız bir Korelilinin, bizim Deniz Donanması Bandosu’na şeflik yapmasını ilginç geldi de takıldık kaldık. Tam olarak anlamadım, ama Türkiye, Kore dayanışmasıyla ilgili bir çeşit törendi. Tercümeyi yapan kişi, Kore Gazilerine şükran duyduklarını ifade eden sözler söylediğinden bahsediyordu. Adanın, huzur verici sessizliğinden sonra, Cevahir’in gürültüsü anlamsız oldu…
Bu günü fotoğraf karelerine dökememek büyük kayıp oldu benim için. Yine de uzun zamandır bu kadar çocuk olduğum bir gün olmadığı için, sabaha daha pozitif bakan bir Ceren olacağımı biliyorum.
Herkesin şımarmaya, çocuk olmaya hakkı vardır ara sıra…
Kategori: JerenCe

Simite katılıyorum ama kokoreçe asla
yemem yiyeyem… keşke resmetme şansın olsaymış ama o kadar güzel ifade etmişskin ki özlemim yok oluverdi tasvirlerinle…Daima içimizde ki çocuk şımarık kalsın, arsız olmamak şartıyla
iyi geceler…
Kime ne zararı var değil mi?
Bu arada Kadıköy’e gelmişken seni aramayı düşündüm, sözümü unutmadım, ama yatılı misafirlerin olduğu geldi aklıma vazgeçtim.
Notunu da aldım ilgilenicem, teşekkürler canım.
Kokoreç yenmez mi yau…Ankara’da Çiftlikte bir yiyin ondan sonra tekrar düşünün Craft Woman
Büyükada da Dil burnunda piknik yapılmadan gelinmez. Ayrıca yine Dilburnu plajında yüzmeden hiç gelinmez.