
Eski bir fotoğraftan gelen melodi
Birkaç gündür sanki bu günde yaşamıyorum; mutluluk ve hüzün bir arada. Geçmişe, çocukluğuma ait ne varsa bu günüme taşınmış gibi. Her daim özlemini duyduğum o anların canlanması, garip bir tezat yaratıyor. Şimdi her zamankinden daha çok canımın yandığını hissediyorum. Oysa, geçmişi geri getirebilmek imkânsız.
Hayata dair kabullenemediğim çok şey var; dostlukların tüketilmesi, aile bağlarının kopartılması, giderek her gün biraz daha insanların birbirine yabancılaşması, daha pek çok şey, ama benim için en önemlisi; “hayat şartları”nın arkasına sığınılarak uydurulan bahaneler! Bir dönem hayatımızın merkezine oturttuğumuz insanlar, bir gün karşınıza bir yabancı olarak çıkabiliyor. Sanki o yıllar hiç yaşanmamış gibi!
Facebook sayesinde, geçmişe bir yolculuk yaptım. Eski bir fotoğraftan gelen melodi, hüznü ve mutluluğu aynı anda yaşattı bana. Doğrusu benim için büyük bir süpriz oldu bu! Hiç beklemediğim, çocukluğuma ait bir melodi! Aldı götürdü beni o yıllara. Tek tek hafızamda canlandı herşey, hiç eksiksiz. Güzel bir grubumuz vardı; sonra o gruptan herkes ayrı ayrı biryerlere dağılıverdi. Hayat sürükledi herkesi; başka insanlar, başka hayatlar, başka başka şehirleri kucakladık her birimiz ve bir daha kimse kimseyi hatırlamadı. Belki anımsadı ara sıra, ama ulaşmaya çalışmadı. Derken izler kayboldu gitti. Şimdi o yıllara ait bir iz bulmak beni heyecanlandırdı, ama artık yabancı olduğumuzu görmek hüzünlendirdi. Bir zamanlar hayatlarımıza ait herşeyi, en ufak detayları bile bildiğimiz halde, şimdi birbirimiz hakkında hiç bir fikre sahip değiliz! Nedense büyüyünce, başka bir insan oluveriyoruz. Tabular giriyor sonra devreye. Çocuk değil; kadın, erkek oluyoruz. Fiziki görüntünün değişmesi, beynimizi, duygularımızı da değiştiriyor? Bilmiyorum! Aslında bu sorunun cevabını asla bulabileceğimi de zannetmiyorum.
Tabu dedim ya! Toplum da şöyle bir kanı var; “kadın ve erkek dost olamaz, ateşle barut yan yana durmaz!” Cinsiyet faktörü neden bu kadar önemli anlayamıyorum doğrusu! Dost olabilmek için, aynı cinsiyetten olma şartı var mı? Bence olmamalı, ama toplum onu işaret ediyor, şart koyuyor, beynimize işliyor. Bunu aşabilen insan sayısı malesef çok az! En “medeni” dediğiniz insan bile, gün geliyor o şartın esiri oluyor! :Hele taraflardan biri evli ise veya sevgilisi varsa, durum hepten vahim! Ne kadar medeni görünmeye çalışırsa, çalışsın; kadın ve erkeğin dostluğu, kendisinden hariç geçirilen zaman, sorgulamanın çemberinden kurtulamıyor! Çok acı! Sırf bu yüzden, dostlukların tüketilmesi çok acı!
Bu tabulardan kurtulamadığımız sürece, gemiş daima; eski bir fotoğraftan gelen melodi olarak, kalmaya devam edecek! İster hüzünlü olsun, ister neşeli olsun, hala o melodileri duyabilmek bile güzel!
Sizler için bunlarıda karaladım
Kategori: JerenCe

İnsan’ın yapısında ne olan bir kavram aslında eskiye dönüp hüzünlenmek.İnsan eskilerin değerini kaybettikten sonra anlıyor.Zaman dediğimiz ve sadece zihnimizde yarattığımız bir kavrama yenik düşüyoruz.Şu anı yani yaşadığınız anı ne kadar mutlu ve güzel geçirirseniz gelecekte acısını o kadar fazla çekiyorsunuz.En iyisi hiç fotoğraf çektirmemek