
‘Serbest Yazarlar’ ne yazar?
Serbets Yazarlar, ilk Blogger’in kapanması ile birlikte , sansüre karşı toplu halde seslerini duyurmaya çalışan bir platform olarak ortaya çıktı. Şimdi ise, faliyetlerine bir çeşit blog gazetesi şeklinde devam ediyorlar.
Serbest Yazarlar’ın şimdi ki hali bana Blogkazanı’nın ilk dönemlerini hatırlattı; Blogkazanı‘nın, sloganını hatırlıyacak olursak; ” Bloglardan, blog yazarlarından ve okurlarından haberler.” şeklindeydi ( hala öyle elbette). Hemen hemen her gün güncellenen bir platformken, şimdilerde Abacus’un ısrarlı direnişi ile, hayatta kalmaya ve bloglardan haberler sunmaya, zoraki devam ediyor. Blog yazarları için, Blograzzi‘den sonra en iyi toplanma alanı olduğunu düşündüğüm Blogkazanı, sanırım benim gibi pek çok kişiyi de hayal kırıklığına uğratmıştır.
Birbirinden farklı platformlar olsa da, Serbest Yazarlar Platformu da kollektif yazarlar topluluğundan oluşuyor ve çeşitli blog yazarlarını aynı çatı altında birleştirip; kaynaştırmayı ve sesli bir mekanizma haline dönüştürmeyi hedefliyor. Blog yazarları arasında, sosyal dayanışmanın artması ve yeri geldiğinde aynı dilden, sansüre hayır denmesi açısından önemli bir oluşum bence. Ama burada önemli olan bu oluşumun sürekliliği. Yukarı da değindiğim gibi; Blogkazanı’nın da Abacus’un olduğu gibi, Mertata ve Arzu’nun da kendi kendilerine yazıp, okudukları bir dönem yaşamamaları!
Yalnız burada değinmemem gereken en önemli konu; Serbest Yazarlar’ın, sadece bloglara karşı uygulanan sansürlere karşı değil, yaşamın her alanında uygulanan sansürlere karşı oluşmuş bir platform olduğudur.
Kategori: blog

Güzel olan yanı da bu olayın birbirine kıl olanlar bile kenetlendi ya hayret ettim bende
Sefgili JerenCe,
Sansür eyleminde bir anda kenetlenmemizin içinde, canımızın yanmış olduğundan hareketle bir tepki vardı. Oysa şimdi suların durulduğunu, baskı ve dayatmaların yaşanmayacağını, olsa bile bu engellemelerin “münferit “kalacağını düşünüyoruz sanıyorum blog ahalisi olarak. Oysa yaşamın her alanında var bu baskı ve dayatma. İlla sansür olarak kendisini göstermesi gerekmiyor, Kadın erkek ilişkisi arasında da sıklıkla görülen bu. Aile içinde yaşanan dramlarında özünde bu maalesef var. Toplumsal bir değişim, yeniden biçimlenme,kısmen yozlaşma, yozlaştırılma olgusu ile karşı karşıyayız uzunca bir süre. Bilmem farkında mısınız ama kullandığımız dil bile artık bizim toplumsal yapı taşımız olmaktan çıktı çıkacak gibi. Kültürel erezyon da bir çeşit baskı ve dayatma yöntemidir diyebilir miyiz?
Serbest yazarlar, dediğiniz gibi baskı ve dayatmaya karşı duruyor gibi şimdilik.
Bizler istedik ki, sadece canlarımız yandığı anda değil, uyanık kaldığımız sürece, olan biteni ayırd edip tepkimizi gösterelim.
Sadece ben ve Arzudan oluşan bir topluluk değil serbest yazarlar.
Herkese açık olduğumuzu belirttik ve onu aktif kırkbeş yazarımız, bizlerin sorun olduğunu farkettiği konulara yoğunlaşıp, bunların içerisinde gördüklerimizi aktarmaya ve bildirmeye çalışıyoruz.
Zaman içerisinde aramıza katılanlar olacak, aramızdan da eksilenler olacaktır da.
Yine zaman içerisinde, bir blog havasında bizlerde evrilip, olgunlaşacak, daha omurgalı bir yapıya kavuşacağız.
Serbest yazarların çizgisini, içeriğine birikimlerini aktaran arkadaşlarımız oluşturduğundan, etkin ve nitelikli bir meşruiyete kavuşmamız biraz daha zaman alacak.
Yapımızın Kendimiz çalıp kendimizin oynayacağı bir alana dönüşmesi, durgunlaşması, eriyip gitme tehlikesi her zaman var.
Sonuçta özel hayatlarımızdan aşırdığımız emeklerimizi yoğunlaştırdığımız bir düşünce alanının içindeyiz.
Ama denemenin, hiç yapmamaktan daha iyi olduğunu da biliyoruz.
Niyetimiz toplanma alanı olmaktan ziyade, ayırd etme,düşünce ve eylem platformu olabilmek.
Herkese açığız ancakBunun için de binlercemizin orada olmasına gerçekte de gerek yok.
İçinde bulunduğumuz toplum için duyduğumuz kaygı büyük, endişelerimiz tahmin edilenin de ötesinde.
İşte çabalamamımızın gerekçesi aslında budur.
Bizi anlamaya ve anlatmaya çalıştığınız için, teşekkür ederim
Saygı ve sevgilerimle
Serbest yazarlar platformu adına
Mert Ataol
Sevgili Mert, temennim, gerçekten birbirini anlayan ve aynı dili konuşan insanlar tarafından, kemikleşmiş bir platformun uzun vadede bir arada, hayatın her alanı için uygulanabilecek yasaklara ve haksızlıklara karşı “bir” olmayı başarabilmesi.
Serbest Yazarlar, bana göre bu konuda atılmış en ciddi adıımlardan biri ve umarım öyle olmaya devam eder.
Merhaba Jeren,
öncelikle eleştirilerin ve açık yürekliliğin için teşekkür ederim
Seninde çok iyi bildiğin gibi blog yazmak canım ülkemde hala daha gönül işi. Adsense reklamlarıyla bırak hosting ücretini karşılamayı yıllık domain ücreti bile zar zor çıkıyor.
Herkes gibi bizim de bir hayatımız ve yapacak başka işlerimiz var. Dolayısıyla bu gibi dış etkenleride göz önünde bulundurman gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki blog kazanı söyleyecek bir şeyi olan herkesin yazısını yayınlıyor.
Kendime gelecek olursam ben ilk günki heyecanla blog kazanında yazmaya devam ediyorum. Her geçen gün artan ziyaretçi sayısı ise kendi kendime yazıp kendi kendime okuduğum hissini vermiyor bana. Yazıların yanı sıra alt yapıyı geliştirmeye çalışıyorum. Bloglamada inanılmaz bir potansiyel var(elbette bu potansiyeli baltalayan bir sürü blogcuda).
Bundan 2 yıl sonra bloglamaya başlayacak biri için blog kazanının muhteşem bir kaynak olacağını düşünüyorum. 2 yıl sonra biz artık hiç yazmasakta arşivi karıştıran meraklı bir yazarın o arşivden kendine bloglama adına çok şey çıkaracağını düşünüyorum.
Sevgili Abacus, eleştirilerimi olumsuzluk adına değil, tam tersi hala severek takip ettiğim bir bilgi deposunun durumuna üzüntümden dolayı yaptım, zaten sen de bunu farketmişsin.
Tıpkı Teknoseyir ve Acemiblog gibi, Blogkazanı’da evet dediğin gibi bir süre sonra yeni kullanıcılar için kaynak teşkil edecek.
Yazdıklarını elbette “kendin çal, kendin söyle” anlamında tek başına takip etmiyorsun, en azından RSS’me düşen her girdiyi ben zevkle takip ediyorum. Sadece Blogkazanının ilk heyecanını yitirmesi üzücü.
Mertata’ya katılmamak elde değil… Sansür ya da baskı ya da adını değiştirmiş başka bir türü hayatın her alanında var… Bireysel ilişkilerden iş hayatına, toplumsal yapımızın kemiklerine kadar her alanda var maalesef bu… Basit açıklamayla belki nüfusun artışı, dünyanın bu nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilecek olanaklardan mahrum oluşu vs vs…
Tamanına olamasa bile bazılarına ortak tavır sergileyebilmek önemli elbette…