
Hayatınızın Sinüs, bölü Kosinüsü, eşittir siz Tanjant
Bir sabah evden çıkıyorsunuz; gün içinde ya da sonunda, hiç beklemediğiniz bir an da, bir çift göz sizi kendi çemberi içine alıyor ve hayatınızın Sinüs’ü de, kosinüs’ü de o bir çift gözün sahibi olarak değişiyor. Artık bundan böyle; Tanjant= Sinüs/ Kosinüssünüz.
Genelde ilişkiler böyle başlıyor. Ardından çok yoğun bir duygu trafiği yaşanıyor, hızla bilinmedikleri keşfetme arzusu duyuluyor ve aynı hızla ilişkiler tüketiliyor. Birden bire hayatınızın Sinüs’ü, Kosinüs’ü olan -dişi ya da erkek,- değerlerini yitirmeye başlıyor, arada ki mesafe gün geçtikçe açılıyor ve sonunda bir zamanlar; merkez noktanız, yaşama sebebiniz, hayatınız anlamı olan -karşı cins- nefret edilesi kişi haline geliyor.
İlişkileri bu kadar içinden çıkılmaz hale getiren nedir acaba? Daha fazla beklenti içinde olmak mı, yoksa artık keşfedilecek bir yön bırakılmamış olması mı? Aslında ilişkimizi o hale sokan bizleriz; beklenti ya da keşfetme arzusu sadece bahane olarak kendimize sunduğumuz faktörlerden ibaret. Güzel başlayan birliktelikler belki evlilikle devam ediyor, belki de o zamana gelmesine bile fırsat kalmadan sona eriyor. Evlendikten sonra da ilk başlarda olduğu gibi bir duygu yoğunluğu yaşanmıyor. Zamanla çiftler birbirlerinden sıkılmaya, keşfedecek yeni insanlar aramaya başlıyor. Ahmet Altan’ın hikâyelerinden birinde, bu keşifle ilgili ilginç bir örnek vardır: Yeni insanlar keşfetmek isteyen adam ve kadın, internette keşfe çıkar, her ikisi de aradıklarını bulur ve bu keşifle heyecanlanırlar. Birbirlerinin dilinden çok iyi anlıyorlardır, -tıpkı bir zamanlar karısı ve kocasının anladığı gibi- ikisi de var oldukları dünyadan sıkılmış ve bu buldukları yeni Dünya için heyecan duymaktadırlar. Artık tanışma anı gelmiştir, yüz yüze geldiklerinde ise, hayatlarının şokunu yaşarlar; çünkü aslında kaçmak ve uzaklaşmak istedikleri o dünyada yer alan karısı- kocasıdır. Adam bunu ihanet olarak algılar, ardından boşanırlar. Sürekli yanı başında olduğu halde, onu uzaklarda aramaya çalışan bir adam için bu bir ihanet midir aslında? Değildir; keşfe çıktığı andan itibaren sahip olmak istediği tüm değerler yanı başındadır, ama farkında değildir. Oysa ilişkilerinin en başına dönmüşlerdi, geriye kalan aynı yoğunlukla hayatlarına devam etmek olmalıydı.
Artık, karısında ya da kocasında keşfedilecek bir şey kalmadığını zanneden bu çiftin başına gelenler bizlere gösteriyor ki; her zaman keşfedilecek bir şeyler vardır, yeter ki keşfetmeye hazır olun. Ya da bırakın hayatınızı Sinüs ve Kosinüsler yönlendirmesin. İleride bir gün; “ nefret ediyorum, midem bulanıyor” gibi cümleler sarf edeceğiniz biri olmasındansa, hayatınıza hiç dâhil olmaması daha iyidir.
Sizler için bunlarıda karaladım
Kategori: JerenCe

Biraz simyacı formatında bir öykü:) Altını aramaya köşe bucak gezinirsin ve bakarsın altın bahçende gömülü:)
Bildiklerimiz ve bildiğimizi sandıklarımız hayatımızı olduğu gibi ilişkilerimizi de etkiliyor. Boşanma kavramının olamadığı, evlendiğiniz kişiyle akraba olduğunuz bir coğrafya da sorgulanmaz heyecanın dozajı ya da başka birşey…
Misafirlere eşin ikram edildiği soğuk kültürde aldatmak neyi ifade eder diye soralım ya da?
yani bakan kişiyle alakalı…
2 saatlik bir aksiyon filminde bile aksiyonun olmadığı zamanlar var:) Ömürlük bir ilişkiden sürekli heyecan, tutku beklemek kimse kusura bakmasın bir miktar salaklıkla eşdeğer:)
Hiç sorgulamayanlar için sorun yok gibi aslında, cehalet erdem midir diye soruyor bazen insan:)
Aşk gider yine gelir iner çıkar şekil değiştirir vs vs… Ama bir insanı seviyorsanız bu biraz daha komplike bir durum, kaşı gözü etkendir mutlaka ama sevmekde bir bütün olarak algılamak var. Tolere etmek var bazen… Yoksa çizgili pijamasıyla ve göbeğiyle tv seyreden bir adama kaç kadın hayran bakışlar fırlatabilir:) Ama sevgiye bürünmüş durumlarda o çizgili pijama sevimli gelebilir, libidoyu fırlatmaz belki ama öküzümm beniiim gibi sıcak bir sevgi gülümsemesi yaratabilir:)
Sadece sevgiyle bürünmüş durumlarda evet, ama sevginin sona erdiği durumlarda, o çizgili pijama yerini zevksizliğe bırakabiliyor ya da “öküzüm” diye sarfedilen o sıcak kelime yerini “öküzz” diye kızgınlığı belirten soğuk bir kelimeye devrediyor.