Bir Uzaylı ile 24 Saat

uzayliSabahın erken saatleriydi, fırından gelen taze kokusuna doğru ağır adımlarla ilerlerken, aynı kokuya ilerleyen tek kişinin kendisi olmadığını anladı. Hemen karşısında duruyordu, fırının camına yapışmış, sanki ne yapacağını bilemez vaziyetteydi.  “Parası mı yok acaba?” Diye düşündü! Sonra birden, gözünün önünde yıldız kümesine benzeyen bir takım ışıltıların olduğunun farkına vararak irkildi. O an yaşadığı paniği daha sonra en yakın arkadaşı Aylin’e  şu şekilde izah edecekti:  ” Ayaklarımın yerden kesildiğini ve o yıldız kümesinin içinde kaybolduğumu hissettim. Sanki artık yer ayağımın altında değildi. Kocaman, yeşilimsi gözleri ile karşımda durmuş bana bakıyor ve etrafına yaydığı parıltılarla beni kendine doğru hızla çekmeye çalışıyordu.” Bir ile 24 Saat geçirebileceği o an hiç aklına gelmemişti.

O an oracıkta dona kalmış, ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Çabucak fırına girip, bir simit kapıp, hiç birşey olmamış gibi mi davranmalıydı? Yoksa, o ışıltıların kendisini daha fazla çemberi içine almadan, oradan koşarak uzaklaşması mı gerekiyordu? Tam olarak hangisini yapması gerektiğini kestiremedi. Zaten, henüz 2-3 saniye bile geçmeden, karşısında tam olarak neye benzediğini çözemediği kişinin, elini uzatarak O’na dokunması ile; daha önce hiç görmediği güzellikte, ne olduğunu anlamadığı, ama kesinlikle yer yüzünde varolmadığına inandığı bir mekana gelmişleri bile.

Panik, yerini meraka bırakmış, ama bir türlü konuşmaya cesaret edemiyordu. Büyülenmiş gibi; gözlerini bir etrafa çeviriyor, bir kocaman yeşilimsi gözlere. Neyse ki bu sessizlik çok uzun sürmemiş ve sessizliği bozan karşı taraf olmuştu…

- ” Korkma, güvendesin!”

Artık konuşma sırası kendisine gelmişti ve hemen atılarak sordu:

- “Ben neredeyim, buraya nasıl geldim, siz kimsiniz…”

Sorularının ardı arkası kesilmiyor, sürekli sormaya devam ediyordu.

-”Burası, Galaksisi ve ’dan çok uzaktayız. Sen özel bir görev için seçilmiş bir dünyalısın. Galaksimiz tehlikede ve senin yardımına ihtiyacımız var. Buraya bunun için getirildin. Sadece 24 saat sonra, seni aldığımız yere geri götüreceğiz, o zamana kadar söylediklerimizi yaparsan kimseye bir zarar gelmeyecek!”

-”Dilimizi nereden biliyorsunuz?”

-”Biz tüm dünya ve tüm gezegenlerin dillerini konuşabilme yeteneğine sahipiz. Anemon’da herkes bu dilleri bilir.”

-”Peki benden ne istiyorsunuz, size nasıl yardım edebilirim ki? Ben çok fazla vasıfları bulunmayan sıradan bir insanım.”

-”Senden isteyeceğimiz şey sana göre çok basit, ama bizler için çok önemli. ”

-”Nedir?”

-” Benimle gel!”

Diyerek, uzun bir koridora doğru ilerleyen uzaylının arkasından bir süre şaşkınlıkla baka kaldıktan sonra, o yöne doğru ilerlemeye başladı. Henüz, 21 Yaşındaydı ve çok fazla hayat tecrübesi yoktu, hala neden kendisinin yardımına ihtiyaç duyduklarını bir türlü anlayamıyordu. Uzunca koridor, bir süre sonra sola doğru kıvrıldığında, karşılarında kocaman bir kapının açıldığını gördü. Uzaylının arkasından, açılan kapıdan içeriye girdiler ve o anda şaşkınlığı doruk noktasına ulaştı. İçeride, belki de tüm dünyaya yetebilecek kadar un yığınları vardı.

-” Bize, adına dediğiniz, o minik yiyeceklerden yapmanı istiyoruz!”

- “Kurabiye…”

-”Evet kurabiye!”

-”Bildiğimiz kurabiye mi yani? Neden kurabiye?”

-”Anemon baş lideri, dünyaya yaptığı bir gezinti sırasında, adına kurabiye dediğiniz bu yiyecekle tanışmış ve bir tane kurabiyeyi yedikten sonra, tam üç ay hiç açıkmamış. Gezegenimiz bir çok gelişmiş teknolojiye sahip olmasına karşın, neredeyse sınırındayız ve yiyecek birşey üretemiyoruz. Bir kurabiye ile üç ay tok kalabildiğimizi gördük, kurabiye için gerekli olan bütün malzemeler burada ve sen bizi bu tehlikesinden kurtalacak formülü biliyorsun, bizi ancak sen kurtarabilirsin, lütfen bize kurabiye yapmasını öğret!”

Şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu ve tüm dünyaya yetebilecek kadar un dolu bu odadan 24 saat içinde nasıl kurtulacağını anlayamıyordu. Ama onlara yardım edecek ve kurabiye nasıl yapılır öğretecekti. Tam 24 saat belki binlerce tepsi kurabiye yaptı ve Anemon baş aşçısına nasıl yapılacağını da öğretti. Üstelik oldukça eğleniyorlardı, ama artık yorgunluktan hiç hali kalmamıştı. Tek istediği yatağında olmak ve günlerce uyumaktı.

24 Saat’in sonunda; Anemon’da kendisi için düzenlenen büyük bir teşekkür partisinin ardından, hayatta tek sahip olmak istediği “üstün yetenekli” bir insan vasıfları ile donatılmış şekilde Anemon’dan ayrıldı.

Saatin alarmı derin derin ötüyor, o bir türlü uyanamıyordu. Birden gözlerini açtı, saati susturdu “Eyvah işe geç kaldım.” Diyerek hızla hazırlanmaya başladı. İçeriden annesinin sesi duyuldu, “Hadi kızım, simitler çıkmıştır, bir koşu fırına git de gel!” “Simit mi? Yoo hayır olamaz….”

Sizler için bunlarıda karaladım


Etiketler: , , , , , , , ,
Kategori: bilim kurgu, hikaye

Yorum Yapın

İsim

E-mail

Websiteniz