
Hazırcı Milletiz
Herşeyin hazır önümüze gelmesine öylesine alışmışız ki; biraz çaba harcanması gereken işlerden kolayca sıyrılmanın yollarını bulmak konusunda uzaman olmuşuz. Olmuşusuz diyorum çünkü; Milletçe hazırcılık genlerimize işlemiş de ondan. Bunun en büyük kanıtını; ekonomik şartlarımızın yetersizliği olarak gösterebiliriz.
Avrupa ülkelerinde reşit sayılma yaşı 16′iken , ülkemizde bu yaş 18 ile sınırlı. Biraz korumacı bir aile yapısına sahip olmamız, biraz da gelenek ve göreneklerine bağlı bir toplum olmamızdan kaynaklanan iç güdüler ile; birey 18 yaşını aşmış olsa bile hala ailesinin koruması altında yer almaya devam ediyor. Oysa, Avrupa ülkelerinde 16 yaşına basmış olan birey; artık kendi ayakları üzerine de basmaya hazır bir birey anlamı taşırken, bizim ülkemizde bu yaşın sınırı yok. 30 yaşında olsa bile hala ailesinin koruması altında yer alır ve çalışmıyor olsa bile, bu onu çok fazla rahatsız etmez. Çünkü hazırcı bir birey olarak yetişmiş ve bu hazırcılığından rahatsızlık duymasını gerektirecek faktörler de gelenek-görenek maskeleri altında yok edilmiştir.
Gelenek ve göreneklerine bağlı bir toplum olmamız elbette çok önemli, ama bireyin tek başına ayakları üzerinde durabilmesine engel teşkil eden aile koruması da bana göre yanlış. Netice de bireyin sorumluluk üstlenmesi ve hazırcılıktan vaz geçmesi; hem aile, hem de ülke ekonomisi adına önemli bir adım olacaktır. “Nasıl olsa hazır da var” zihniyeti ile tembellik yapan birey; artık hazır da olmadığını bilmiş olmanın sorumluluğu ile; ailelerinin ya da başka insanların sırtına yaslanmadan birşeyler başarabilmiş olmanın hazzını yaşamış ve her düştüğünde birilerinin elinden tutup kaldırmasını beklemeden kendi kendine kalkabilme cesaretini ve gücünü kazanmış olacaktır. Böylece; kendine güvenen ve her zorluğun üstesinden gelebilecek güçte bir Millet olabiliriz.
O kadar hazırcı bir Milletiz ki; gözümüzün önünde duran tabelayı okumak yerine, o tabelada yazanı başkalarına sormak daha çok kolayımıza gelir. Bir alış-veriş mağazasına girip, tuvalet arayan birine; her yer de işaretler ile tuvaletin yerinin gösterilmiş olmasına rağmen “tuvalet nerede?” Diye bulduğu ilk görevliye soran tipler bile var!
Atalarımız boşuna söylememiş “hazıra dağ dayanmaz” diye. Dayanmıyor işte sonuç ortada; sürekli tüketip, üretmeyi bilmeyen bir toplum olarak, şu an içinde bulunduğumuz ekonomik krizin az bile olduğunu düşünüyorum.
Kategori: Sadece insan

Size komik bir enstantane anlatayım:)
İletişim Kitabevinde çalıştığım dönem… Okullar yeni açılmış, gelen giden ‘Fotokopi var mı?’ diye soruyor, ama inanılmaz bayıldık artık… Günde rahat 100 ün üzerinde kişiden bu soruyu alıyoruz… Son çare kapıya kocaman ‘FOTOKOPİ YOKTUR!’ yazısı astık.
SONUÇ;
Soru soranların sayısı azalmadı, soru biraz şekil değiştirdi sadece;
‘FOTOKOPİ YOK MU?’
ŞEKLİNDE…:))))
Birkitap okuyup hayatın sırrına ereceğini zanneden okur kitlesi bizde… Kısa yoldan zengin olma hayali bizde… Elin adamı eğitimini alır, üretir, keşfeder, biz onunkini alır ufak bir değişiklikle çakmasını yaparız, elektronikten giyime her markanın çakması bizde…
Saymakla bitmez örnekler… Tembeliz, hazırcıyız, üretmiyoruz, düşünmüyoruz, okumuyoruz, insan olmak yerine birilerinin peşinden koşmayı tercih edenlerimiz çoğunlukta…
Dediğiniz gibi bu yaşanılanlar belki az bile bize…
Ben hazıra alışmışlara kızmıyorum, hazıra alıştıranlar daha çok suçlu. bu da aileden başlıyor.