
Belirsizlik engeli
Belirsizlikler insanı çıldırtır. Yoğun bakım ünitesinde yatan bir hastanın durumu gibidir belirsizlik… doktorlar “her an, her saniye durum değişebilir, belirsiz bir durumdur bu, ama kendinizi iyi ya da kötü her duruma hazırlayın” derler. Orada yatan sizin hastanızdır ve elini tuttuğunuz zaman, ona dokunduğunuzu hissedip-hissetmediğini bilemezsiniz. Sadece sizi hissediyor olmasını diler ve yapacağınız tek şey olan duayı edersiniz. Elinizden başka birşey gelmiyor olması, durumun bu kadar belirsiz olması sizi çıldırtır.
Yarın ya da daha yakın olarak 5 Dakika sonra hayatta olup-olamayacağımız belirsiz, ama biz daima hayatta kalabilecekmişiz gibi bu belirsizliği asla düşünmeyiz. Belki de belirsizlikler içerisinde tek bilmeyi dilemediğimiz budur “ne zaman öleceğim?” Bir günün 24 Saat olduğunu bilmek güzeldir. Ya her gün birbirinden farklı olsaydı? Bir gün 23, bir gün 30 olsaydı örneğin… kendinizi hangi saat dilimine göre ayarlardınız? “Acaba yarın kaç saat sürecek?” sorusu insanı çıldırtır sanırım.
Hangi anlamda olursa olsun, belirsizlik insanın beynini kemiren bir ur gibidir ve aydınlığa kavuşmadığı her an büyümeye devam eder. Örnekleri çoğaltmak mümkün tabii; iş hayatınızdan tutun, aile, arkadaşlık, aşk-meşk, ülke hatta dünya gündemine kadar belirsiz olan ne varsa sizi çıldırtır. Böyle durumlarda kontrol sizde değil, hep başkalarının elindedir. Onların dilekleri ölçüsünde durumlar değişebilir; iyileşebilir, kötüleşebilir, ama siz ne zaman iyi, ne zaman kötü olacağını bilemezsiniz. Biliyorum şimdi bazılarınız ” her duruma kendini hazırla” diyerek işin içinden çıkacaktır, ama öyle durumlar yaşarsınız ki kendinizi hiç bir duruma hazırlayamazsınız. Küresel krizin ne zaman son bulacağını bilebilir misiniz? Yarın işe gittiğinizde, işten çıkarılmama garantiniz var mı? İşsizsiniz, yarın iş bulabilme ihtimaliniz nedir? Bütün bu soruların cevabı; belirsiz…
Yaşanması gereken bir süreç vardır ve bilirsiniz ki o süreç bitecek. İyi ya da kötü sürecin sonun gelmesi insanı rahatlatır; önünüze bakar, sonrasında neler yapmanız gerektiğini planlarsınız. Ama süreç hangi zaman dilimini kapsar? 3 ay mı, 5 ay, 1 yıl mı? Hangi zaman aralığında ki sürece hazırlanmanız gerektiği belirsiz kısımda yer alıyorsa; sinir sisteminizi kontrol altında tutmanız gerekebilir.
Arada olmak her zaman kötüdür; başta ya da sonda olmalı insan. Eğer sondaysanız bilirsiniz ki; başa gidebilmek için epeyi bir mesafe katetmek ve aradakileri de geçmek zorundasınız, ama eğer baştaysanız bilmeniz gereken bir gün son noktaya gerileyebileceğiniz, bunun için de bulunduğunuz nokta da daha çok çaba sarfetmeli ve yerinizi korumalısınız. Arada kalanlar, her zaman belirsiz bir hayat sürmeye mahkumdur… arada kalmak kendi tercihiniz olmasa bile!
Elbette belirsizliklerin tüm ayrıntılarını düşünmeye kalkışırsanız, işin içinden çıkamazsınız. İstesek de, istemesek de hayatımızın bazı kısımları belirsilik engeline takılı kalıyor ve ancak “zaman” denen kavram bu engeli ortadan kaldırarak belirgin hale sokabiliyor. Tuhaf, ama hayatımız bir bakıma sürprizlerle dolu. Aslında hayatın kendisi de öyle…
Sizler için bunlarıda karaladım
Kategori: JerenCe
5 Yorum
Geri İzleme & Pingback
-
Arada Kalanlara | JerenCe ! Sadece Bir Günce
[...] de bulunduğunuz noktada daha çok çaba sarfetmeli ve yerinizi korumalısınız. Arada kalanlar, her zaman belirsiz bir hayat sürmeye mahkumdur… Arada kalmak kendi tercihiniz olmasa [...]

Belirsizlikler genellikle inanca göre kader demektir. Şu anda alınan nefesin kısa bir süre sonra alınıp alınamayacağı ve buna benzer her şey.
Ben de kadere inananlardanım, ama herşeyi kadere yükleyerek işin içinden çıkmanın pek doğru olmadığını düşünüyorum. Hani “Hırsızın hiç suçu yok mu?” ata sözünde olduğu gibi…
”Sevdalanmaya gidiyormuşum meğer…Bunu daha önce bir kahin bana söyleseydi, kuşkusuz geri dönmeye kalkmazdım, ama bu sevdanın nerede, nasıl karşıma çıkacağını düşünmekten belki de olayların sırasını bozardım, zamanı altüst ederdim. Geleceğimizi bilmemektir bizi zamanın içine sokan. Yoksa bir gün dizlerine dokunur dokunmaz onun soyunuvereceğini bilip de beklemek, bir ölümlünün sabrını aşar…”
Bu Melih Cevdet Anday’ın şiir gibi romanı Raziye’nin şiir gibi girişi:)
Elbette bu daha çok hayat gibi aşk gibi durumlarda geçerli…
Her işinizi kaybetme korkusu, veya verdiğiniz örnekteki gibi bir yakınınızı kaybetme ihtimali daha farklı ve daha ürkütücü bir durum…
Yine de bir şekilde hayat devam ediyor…
Bazı sorular cevapsızlığa mahkum, bazı şeyleri hiç çözemeden öleceğiz…
Kimi şeyleri ise çözdüğümüzü sandığımız zaman daha da karmaşıklaşacak, kaos denilen şey işte…
Cehalet erdem mi acaba:)
Belirsizlik.
Nefret edilesi bir durum.
Aslında bir karar vermeden önce kararı verdikten sonra oluşabilecek ihtimalleri düşünüp bu belirsizlik kaygısına düşüyoruz çoğu zaman, e elimiz de ayağımıza dolaşıyor doğal olarak.
Bir de şu yönden bakalım olaya,
aslında bir karar verdiğinizde bunun doğru ya da yanlışlığının sorgulanması diye bir şey aslında zaman içinde hiç varolmamış oluyor.
Çünkü verdiğiniz karar sizin için en doğrusu halini alıyor, çünkü yaşanmakta olan o, haliyle en gerçek olan o. E diğer yoldan gitmeyip, yani kararınızın aksi yöndeki kararı almadığınız için de o karar hiç gerçekleşemiyor, bu şartlar altında olasılık teorisine göre doğruluğu ya da yanlışlığı sorgulanamaz hale geliyor.
Belirsizlikleri değil onlar uğrunda, aslında hiç varolmamış ihtimaller yolunda kendimizi yıpratmaya değer mi asıl bunu sorgulamak lazım.
Söylemeden de geçemeyeceğim; Can Dündar’ın “Her Tercih Bir Vazgeçiştir” yazısından;
“Herşeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
…ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.”