Gerçek bir yalanla yaşamak

yalanKandırmaya çalıştığınız çevrenizdeki insanlar mı, yoksa kendiniz mi? Yaşadığınız hayatın koskocaman bir yalan olduğunun farkındasınız, ama yine de çevrenizdeki insanları hayatınızın toz pembe olduğuna  inandırmaya çalışıyorsunuz. Bir gerçek var evet; toz, ama pembesi olmayan bir toz. Belki de  nicedir bunun farkındasınız, belki de farkında olmaktan korkuyorsunuz. Gerçek bir yalanla yaşamayı uzun süre önce kabul etmiş olabiliriniz, ama çevrenizi kandırmak niye?

Adam hiç sevmediği halde, yaptığı ten çok memnunmuş gibi davranır ve ailesini buna inandırır. Kadın, çocuk doğurmaktan, yemek yapmaktan ve temizlikten nefret eder, ama kimse farkında değildir. İkisininde ayrı ayrı yapmak istediği şeyler vardır, ama aileleri için gerçek bir yalanla yaşamayı tercih ederler. Hiç kimsenin bilmediği bu yalanı aslında kendileri de bilmez ve aslında sadece yalnızlıklarıyla baş başa kaldıkları o ender anlarda ( ki aslında hep yalnızlardır, ama bunu da kimse bilmez) kendilerine itiraf ederler. Karşınızdaki insanla yüzleşmeniz, gerçekten bu kadar korkutucu olabilir mi? “Bu i yapmak istemiyorum, daha az kazanmak pahasına falan i yapmak istiyorum” demek ya da “yemek yapmaktan sıkıldım, biraz da resim yapmak istiyorum” demenin kime ne zararı olabilir ki?

Açık olmaktan korkuyoruz. Korkuyoruz çünkü; karşımızda ki insanı kaybedeceğimizi zannediyoruz. Oysa mutsuzken, mutlu rolü yapmak kadar zor bir sanat var mıdır? Bunca karmaşa, bunca kandırmaca neden? Sizi gerçek zevkleriniz, gerçek istekleriniz, gerçek duygularınız ve siz olarak kabul edemeyen bir insanla yapmaya çalıştığınız yolculuk, uzun süreli bir yolculuk olmayacaktır.

Aslında olayın özünde yatan bencillikten başka birşey değildir. Kendi isteklerini ertelerken, karşı tarafı düşündüğünü iddaa edenler; yaşadıkları hayatı değtirmekten korkan ve yine kendi iyilikleri için o hayatı mutsuz da olsalar sürdürmek zorunda olduklarını düşünen, bencil insanların, bencilce davranışlarından başka birşey değildir. Kimileri bu sözlerime karşı çıkarak “ya mecburiyetler?” diceketir. Ben hiç bir mecburiyetin vazgeçilemez kadar önemli olabileceğine inanmıyorum. Bencillik ruhumuzda var ve bencilliğimiz uğruna gerçek bir yalanla yaşamak, mecburiyet değil, ancak tercih olabilir.

Aldatıldığını bile bile bu gerçeği yok sayanla, aldatan birinin herşey normalmiş gibi davrananması arasında hiç bir fark yoktur. Her ikisi de o yalanı yaşar, ama bu yalanı karşı tarafın bilmediğini zanneder.  Her ikisininde ortak bir noktası vardır; yaşadıkları hayatın rahatlığı…  Emin olun her ikiside, daha iyi bir hayatın kendilerini beklediklerini bilseler, hiç düşünmeden diğerinden vazgeçerlerdi. Kapınızı gerçeklere kapatıp, yalanlarla yaşamaya devam edin. Edin ki, çevrenizdeki insanlar da hala toz pembe bir hayat yaşadığınıza inanmaya devam etsinler.  Ama emin olun bu yalana sizden başka hiç kimse inanmıyordur.

Duracağım burada
Gidişini seyredeceğim
Kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim
Kavgasız olacak, fırtınasız olacak
Saçma sapan olacak
Organlarım birbirine vuracak
Arkandan sessiz bakacağım
Ben yine salağı oynayacağım..
(Soner Arıca)


Etiketler: , , , , , , , , , ,
Kategori: Sadece insan

2 Yorum

  1. hepimiz daha çocukken seçilmiş, kültürle oluşturulmuş rolleri yaşamakla mükellef ilan ediliyoruz. ne kadar mutsuz olsak da, öyle olduğumuzu sansak da.

  2. İlk yoruma katılıyorum, küçülüğümüzden itibaren neye güleceğimiz, neye ağlayacağımız, ne yapacağımız bizlere aşılanıyor. Hayata bakış açımız belli bir kalıba sokuluyor, hatta çocuklarımızı bile kendi yollarını seçmesi yerine başkalarının yolunu seçmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu durumda da kendi vermediği kararların ceremesini çekmek zorunda kalan tatminsiz ve kararsız bir topluluk ortaya çıkıyor. İnsan da toplumdan çok uzak kalamayacağına göre yalanla yaşa(maya çalış)mak çoğu zaman bir tercih değil, zorunluluktur.

Yorum Yapın

İsim

E-mail

Websiteniz