
‘Asla Yaşamı Erteleme’
Kitapta şöyle diyordu: ” Gelecek günlerde yaşanacaklara ilişkin umut seni sabah yatağından kaldıran ve sana günler boyunca ilham veren şeydir. Hedefler yaşamına enerji verir. Asla başarı için mutluluğunu feda etme. Kendi mutluluğunun ve doyumun için önemli olan şeyleri yarına erteleme. Bugün dolu dolu yaşama günüdür, piyangodan para çıktığı veya emekli olduğun gün değildir. Asla yaşamı erteleme.”
Ertelenmiş bir yaşamın kime faydası olur ki? Seksen’ine gelmiş bir insanın “herşeyim tamam” demesi gibi birşey bu… Oysa bugün kaybedilenler hanesine yeni bir işaret daha eklemişken, Seksen’inde herşeyin tamam olması neyi ifade eder. Gelecek ümidi olmayan bir insanın şu ” anı yaşa”masını beklemek ancak ahmaklık olabilir. Enerjisi bitik bir pilin el fenerinden ışık olarak yansımasını bekleyemeyiz… Ya yeniden şarj edilmeli ya da yenisiyle değiştirlmeli. Durduğu yerde el fenerine hayat vermesi sanırım imkânsız. Amacı olmayan bir yaşam, yaşam olabilir mi?
Sırf yapmak zorunda olduğunuz için birşeyleri yapıyorsanız, yapmayın…! Eğer gerçekten yapmak istiyorsanız, sizin için doğru olduğuna inanıyorsanız yapın. Aksi bir durum ancak kendinizi kandırmak olacaktır. Neyi-niçin yaptığınızı bilmiyorsanız samimiyetinize inanılmasını da beklemeyin. “Yapmak istiyorum, ama yapamıyorum…….” ile başlayan mâzeret cümleleriyle kimseyi ikna etmeniz de mümkün değil. O halde önce kendinize gerçekten dürüst olun ve neyi-niçin istediğinize karar verin. Hemen hemen tüm insanlar daha iyi yaşamak, daha mutlu olmak, hayattan tad almak ve huzurlu olarak yaşamak ister. Fakat çoğu insana tüm bunlar için gerçekten ne istediği sorulduğunda yanıt veremezler. Çünkü onların bir hedefi, geleceğe dair bir planı yoktur.
Bir de ilginçtir, anlık olarak fikirleri ve duyguları değişen insanlar vardır. O insanlara geçmişe yönelik bir soru sorulduğunda “O zaman öyle düşünüyor ve hissediyordum, şimdi farklı” derler. Çünkü ne geçmişte ne bugün belirlenmiş bir hedef ya da tutkuyla bağlanılmış bir amaç yoktur. Düpedüz hem kendilerini, hem sizi kandırıyorlardır. Hem kendilerinin, hem sizin yaşamınızı erteliyorlardır. Tıpkı nikah masasına kadar gelipte “Aslında ben evliliğe hazır değilim, evlenemem” diyerek, masadan kalkan gelin ya da damadın hissettiği hayal kırıklığı ya da kandırılmışlık duygusu gibi. “Seninle evlenebilirim sandım, hatta tüm dünyayı karşıma alabilirim sandım, ama şu an sahip olduklarım senden daha değerliymiş onu anladım” şeklinde parantez içine saklanmış cümleyi görür gibi oldunuz sanırım. Bir yola çıkarken yolun sizi nereye götüreceğini bilmiyorsanız, yolun sonunda olası bir çıkmaz yol ya da uçurumla karşılaşmanız süpriz olmaz. Ama sizin bile bilmediğiniz bir yola bir başkasını beraberinizde sürüklemek olsa olsa bencillik olabilir. O insan sizin doğru yolda olduğunuza inanmış, güven içinde kendini size emanet etmiş olabilir. “Bu yol çıkmaz, dön geri ya da işte uçurum atla” diyerek yaşanmış, yaşanılacak tüm zamanları sıfırlamış olursunuz.
Bize ait sınırları ancak bizler belirleriz ve o sınırların ötesine geçmeye cesaret edemediğimiz müddetçe, bir çemberin içerisinde döner dururuz. Yaşam akar, biz arkasından bakarız. Yapmak isteyip de yapamadığımız herşey için çemberin içinde yeni bir çember daha oluşturmaya devam ederiz. Gün gelir o çember o kadar çok daralmaya başlar ki, dışına çıkma cesaretini gösterdiğimiz an; Seksen’ine gelmiş olduğumuz an olabilir… Sizin o kadar vaktiniz var mı? İyi düşünün’
Sizler için bunlarıda karaladım
Kategori: Sadece insan
