Arşiv ‘ Gerekli Gereksiz ’ Kategorisi

25 Şubat 2008

Bazen yazarken arada sesli efekt filan olsa ne iyi olurdu diyorum :) İğrenç espirilerime arada hıhıhı diye gülen bir efekt olsa hiç de fena olmazdı (!)

Başlık aynen şu; ” Üye olan her 500. kişiye Nokia telefonu.” Sonra kocaman puntolu bir yazı ” Hediye” ve “!” işareti ( işaret önemli.)  Benim merak ettiğim bu 500. kişiye sıra gelir mi? 500. kişi hiç gelir mi?  ( işte tam burada hıhıhı)

500. kişi belki de siz olabilir ve Nokia 1600 ya da 2626 kazanabilirsiniz. Bunu söyleyen bugünnealsam.com. onu biraz değiştirdim; bugünnesallasam.com yaptım, iyi olmamış mı? :) ( Şu efekt olayına eğilmem lazım.  yine buradan uygun şahıslara sesleniyorum; benim için şuna bir formül bulun olmaz mı? )

Bende siteme üye  olan  her 100. kişiye bir adet notebook hediye ediyorum(!)

Bu günde bunu salladım :)

22 Ocak 2008

Bazen bir konu hakkında, hepimizin başına gelir, tartışmaya gireriz sen haklısın yada haklıyım. herkes kendini fikrini savunur haklı olduğunu düşünerek ama, bir türlü uzlaşma sağlanamaz, işte burada sen mi, mi tartışmasına bir son verebilirsiniz, hemde haklı olduğunuzu savunduğunuz fikri milyonlara sunarak.

Belki benim de haklı mı, haksız mı demem geren bir konum olabilir!

31 Aralık 2007

Uzun yıllar sonra ilk defa bir Türk filmi için, sinemaya gittim. Elbette çok merak ettiğim ya da ilgilendiğim için değil, tamamen biricik arkadaşım Mine’nin Kenan İmirzalıoğlu hayranlığı ile sürüklenmemden kaynaklandı. :) Hazır filmi izlemişken, henüz izlememiş olanlara bir fikir vermek istedim.

Filmin oyuncu kadrosunu saymama gerek yok, zira ; afişleri heryerde mevcut, televizyonlar bangır bangır yani meraklısı zaten biliyor. Afiş ve görsel tasarım kampanyasını ise Kill Bill, Kingdom of Heaven, Cold Mountain gibi Hollywood prodüksiyonlarının tasarımlarını yapan ödüllü tasarımcı Emrah Yücel yürüttü.  Filmin müziklerini;Tutku: Hz. İsa’nın Çilesi, “The Island/Adave “he Recruit/Çaylak”gibi ünlü filmlerin müziklerinde imzası olan besteci Benjamin Walken Beladi hazırladı. Buraya kadar herşey mükemmel çünkü; ekip mükemmel. Zaten oyuncu kadrosuna diyecek hiç bir lafım olamaz, Şener Şen’in olması bile başlı başına yeterli. Erkekler için söyliyeyim; Aslı Tandoğan’ın güzelliği, benim bile başımı döndürdü, dövmeleri için bile görülmeye değer.

Kısaca konusundan bahsedeyim: Ali Osman meşhur bir dır, eski günlerine veda etmiştir. Beklenmedik bir anda yıllardır görmediği ve aşık olduğu ın izini bulur ve bir oğlu olduğunu öğrenir. Ali Osman bir çeşit bunama hastalığına yakalanmıştır. Oğlu Murat (İsmail Hacıoğlu) ve sevgilisi Karaca ( (Aslı Tandoğan) Dudaktan Kalbe Filminde oynuyor.) ,bir barda çalışırlar. Karaca’ya yıllardır aşık olan mafya üyesi Devran ( Kenan İmirzalıoğlu) ise Karaca’yı geri alabilmek için her şeyi göze almıştır. Ali Osman’ın artık tek amacı oğlu Murat ve sevgilisi Karaca’yı korumaktır. Kenan İmirzalıoğlu, nasıl söylenir? Biraz karizmayı çizdirmiş bir rol oynamış olsa bile,  bana göre rolünün hakkını verdi. Şener Şen’i Ve özellikle Rasim Öztekin’i çok başarılı buldum. Filmde tek eksik bana göre; senaryonun kadroya göre zayıf kalması.

Filmde; aksiyon görmeyi düşünenler, bunu pek beklemese iyi olur. Daha çok dostluk, vefa ve kavramlarının ön plana çıktığını görecekler.

Film için çok yoğun bir talep olduğunu sanmıyorum, en azından gittiğimde kalabalık olduğunu söyleyemem. Koskoca salonda; ve arkadaşım hariç, altı kişi daha vardı. Açıkçası; “Kabadayı” yerine, “Beyaz Melek”e gitmiş olsaydım daha çok keyif alırdım. Filmi; eski sevgilimle aynı salonda izlemek dışında, çarpıcı bir yanı olmadı.

30 Aralık 2007

Bahardan kalma, güneşli bir pazar yaşamanın verdiği kıpırtıyla; akşam üstü uzun bir yürüyüş yapmaya karar verdim. Tahminimden daha uzun bir yürüyüş oldu sanırım. Kısa bir mola vermek amacı ile, bulduğum ilk banka oturdum. Şu anda yazmak istediğim ama,  yazmaktan vazgeçtiğim konuyu orada belirlemiştim. Hemen ayaklarımın altında, buruşmuş bir gazete parçası ve o parçada; 28-10 -2007 tarihinde yayınlanmış bir haber ilgimi çekti. Haberde; “İnsan Gollum’a benzeyecek” diye bir başlık atılmıştı. Benzer bir yı daha önce yine okumuştum. 3000 yılında ırkının değişeceği ve iki tür olacağından bahsediyordu, evrim teorisyeni Dr.Oliver Curry. Teoriler ve ırkı daima ilgimi çekmiştir ve  zaman zaman larımda buna değinmişimdir. Haberi okuduktan sonra, eve döndüğümde konuyla alakalı kısa bir araştırma yapmaya çalıştım. Laf salatasından öteye geçemeyen bu teoriyi araştırırken,  ( benzer yazıları bulabilirsiniz) karşıma çıkan başka bir konu hakkında yazmaya karar verdim.

dini, Bahailik. Elbette bunu kendileri ifade ediyor yani Bahailer. “Biz milenyum diniyiz” diyor, Türkiye temsilcisi. 200′ e yakın ülkede, 10.000′e yakın mensubu bulunuyor, sözüm ona bu dinin. Bahailerin inancına göre her 1000 yılda, gereksinimler değiştiği için, dinde değişir ve bizim kabul ettiğimiz; son , son kitap, son peygamber onlara göre geçerli kavramlar değildir. 150 yıllık bir geçmişe sahip olmalarına rağmen, Dünya’da çok ses getireceklerine inanmışlar. İnançlarına göre öğretileri:

  • Tüm dinlerin temeli birdir (şimdilik son İslam ya da değildir, gelecekte de dinler gelecektir)
  • İnsanlık alemi birdir
  • bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır
  • Irksal, dinsel, etnik taassuplar terk edilmelidir
  • ve eşittir
  • Genel barış için çalışılmalıdır
  • Eğitim zorunludur ve evrensel eğitim hedeflenmelidir
  • Serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır
  • Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır. 
  • Mirza Ali Muhammed 1844 yılı Mayıs ayında insanlığa yeni bir haber getirdiğini bildirir, Bâbilik mezhebini kurar. Devlet güçlerine başkaldırmaları sonucu Bâbilerin birçokları öldürülür ve Mirza Ali Muhammed 1850 yılının Temmuz ayında irtidat çuyla Tebriz’de kurşuna dizilir. Ölümünden sonra Mirza Hüseyin Ali gruba liderlik eder. Bahai Dünya Merkezi İsrail’in Hayfa şehridir.

    Dünya’nın hiç bir yerinde resmi olarak kabul edilmesede, temel olarak anlayışları; İslam ve Hıristiyanlık dinlerinin temelerine benzerlikler gösteriyor. İbadetlerini gizli yapıp, sadece cenaze namazlarını topluca kılıyorlar. Bahalilere göre; bir ayın toplamı 19 günden ibarettir ve bu yüzden her 19 günde bir mutlaka bir araya gelirler. Her Bahai mutlaka  bir defaya mahsus olmak üzere malının 19/1′ini vergi olarak cemaate öder. İki kadından fazlasıyla evlenmek yasaktır. Boşanma asla caiz değildir. Ancak eşlerden biri kadınlık veya erkeklik görevini yapamıyorsa o zaman boşanmak mümkündür. İddet beklemek gibi bir şart söz konusu değildir. Boşanan bir hemen ertesi gün evlenebilir. İbadet için müslümanlar gibi abdest alırlar. Senede 19 gün oruç tutarlar.

    Elbette her medeni gibi bende; inanç özgürlüğünden yanayım ama, içinde hümanist duyguları yoğun olarak yansıtmaya çalışsa bile, yeni bir anlayışının Dünya’ya bir fayda getirmeyeceğini, aksine bu anlayışın; zaten dini inançlarını yitirmeye yüz tutmuş pek çok kesimi daha derinden yaralayacağını ve sarsacağını düşünüyorum.

    “O, içinizden hiçbirinin babası değildir. O Allah’ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur ” Ahzap suresi 40. ayet.

    Uykunun en tatlı yerinde, rüyaların en güzelini görürken, birden bire dış etkenler yüzünden uyanır ve görülen rüyada son bulur. Tekrar uykuya dalmak ve rüyanın devamını getirmek için türlü çabalar sarfedilir, bazende düşle karışık tamamlanmaya çalışılır. Çoğu zaman sonuç başarısızdır, uykuya dalınsa bile yarım kalan rüyanın devamını getirmek imkansızdır.

    Her zaman güzel görmeyi dilesek bile, zaman zaman uykudan sıçrayarak uyanır ve korkunç bir kabusun ortasında uyandığımız için ” oh be rüyaymış” diye şükrederiz. Freud’a göre; “bilinç altında gerçekleşen bir olaydan dolayı, bilinç dışının bir uyarması”ymış, bu sıçrayış. Araştırmacılar bu ani uyanmaların bilinçli yaşam  için önem arz eden rüyaların sonunda gerçekleştiğini belirtiyor. Aynı kötü rüyayı belki pek çok kere gördüğümüz olmuştur. Yine yapılan araştırmalar; bu tekrarların, yaşadığımız karmaşa ve takıntılar yüzünden gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Zaten eğer dikkat ederseniz; önemli kararlar arifesinde, yoğun öfke ve kıskançlık hallerinde ya da kendinize aşırı güvensiz olduğunuz anlarda mutlaka bilinç altına itilen duygular, rüyalar vasıtasıyla ortaya çıkıyor. Elbette güzel bir rüyanın ardından, o rüyayı devam ettirmek için harçanan çaba, kötü rüyalar  söz konusu olduğunda; devamı bir tarafa, yeniden uyumak ve aynı rüyayı görmek için gösterilmez.

    Rüyalar hayatına yön verebilir mi bilmiyorum ama, rüyada görülen bazı sembollerin birşeylerin işareti olduğundan eminim. “ bu anı daha önce yaşamıştım” Bu cümleyi pek çoğumuz mutlaka kullanmışızdır. Bu kimilerine göre reenkarnasyonu doğrulayan cümle olsada, bana göre rüyalarla yakından ilişkili bir cümle. Makro Felsefe’ de, rüyalar astral seyahat olarak değerlendirilir.  Bu konuda size yıllar önce okuduğum, Thea Alexander’ın  M.S 2150  adlı kitabını tavsiye edebilirim. Makro Felsefe va seyahat hakkında bilmek istediğiniz herşeyi bu kitapta bulabilir ve bilinç altınızın nasıl genişlediğini görebilirsiniz.

    “Her kendi Makro özümüzden gelen kılavuzluk hediyesidir. İster iyi ister kötü olsun, acı veren veya mutluluk dolu, arkadaşça veya düşmanca olsun, tamamıyla onun hakkında nasıl düşündüğümüze dayanır. Rüyalar, rüyayı görenin günlük yaşamındaki olaylarla ilgilidir ve o olayların birer yansımasıdır. İçerdiği mesaj ve aldığı şekil, rüyayı deneyimleyen kişinin kalbindeki ve zihnindeki güdüsel durumdan, yönlendirmelerden, isyanlardan veya kendisinin (veya kişilerin) arzularından tetiklenir.” (Thea Alexander)