Ne zaman yüksek gerilim hattının ortasında olsam, gerilimi hafifletecek ilaç gibi gelir; Loreena McKennit. Sesinin yumuşaklığındanmıdır bilmem, bütün bedenimin hafiflediğini ve ruhama dinginlik geldiğini hissedirim. Görünenin ötesine geçerim böyle zamanlarda ve beyaz gülün aslında siyah olduğunu görebilirim. “Beyaz gül nasıl siyah olur?” demeyin, güle bir de gölgesinden bakmayı deneyin!
Elbette gölgesinden bakınca, herşey siyahtır. Bu mantıkla hayata bakmaya çalışsaydık, bütün renkleri inkar etmiş olurduk. Oysa yüzlerce çeşit renk ve yüzlerce çeşit insan var! Doğru açıdan bakınca, gölgeleri gizlemek mümkünde, ya gölgesinin ardına saklanan insanlar, onların doğru açısı ne olabilir kestirmek imkansız. Bakınca insan, dokununca gölge! Kendi başka, gölgesi başka hareket eden, gözleri başka, gölgesinde sallanan elleri başka söyleyen birine hangi açıdan bakmak lazım bilemiyorum.
Gitmek isteyen biri, kalsa bile size ne verebilir ki? Biraz sahte gülücük, biraz sahte dokunuş, biraz sahte mutluluk! Bütün bunlarla nereye kadar avunabilirsiniz? Belki kısa bir süre kandırmış olursunuz kendinizi ve o sahteliklere inandığınızı düşünen, aslında çoktan gitmiş olan kişiyi! Öyleyse bırakın gitsin, artık karanlıkta kalan gölgesinin ne size ne ona bir faydası kalmamıştır.
Eski bir mezar anıtında şöyle der; ” Görmeye çalış ki, bütün kalleşliğine ve pisliğine rağmen dünya, insanoğlunun biricik mekanıdır.” Beyaz gülün karanlıkta kalan gölgesini görebilmek ve o gölgeye rağmen beyaz gülü sevebilmekmiş marifet!
Buyurun Loreena’dan sizin ruhunuza da dinginlik





