Arşiv‘ dost ’

2 Yıl kadar önceydi, Kadıköy iskelesinde bir arkadaşıma rastlamıştım.  Uzun zamandır görüşemediğimiz için, konuşacak epeyi mevzu birikmişti. Yıllar önce; yeni bir çevre, yeni bir hayat ve sıfırdan başlangıç için, yaşadığım muhitten uzaklaşmayı seçmiştim.

Aslında tercihlerden ziyade, mecburiyetler getirmişti bu uzaklığı! Ediz, ” Affetmeyi ve unutmayı dene.” önerisinde bulundu. O an için bunun çok zor olduğunu ve asla başaramayacağımı düşünmüştüm. Ortak bir arkadaşımız ( ona göre arkadaş, bana göre dost) vardı, hayatımın yarısında yer alan ve bana göre, kardeşten öte diyebileceğim biri. Yaptığı hata(lar), hayatımın geri kalanını tamamen değiştirmeye yetmişti. “Affetmek ve unutmak” nasıl başarabilirim bilmiyordum, aradan 10 Yıl geçmesine rağmen, hala hayat akışımı etkilerken nasıl olacaktı bu? (more…)

31 Aralık 2007

Uzun yıllar sonra ilk defa bir Türk filmi için, sinemaya gittim. Elbette çok merak ettiğim ya da ilgilendiğim için değil, tamamen biricik arkadaşım Mine’nin Kenan İmirzalıoğlu hayranlığı ile sürüklenmemden kaynaklandı. :) Hazır filmi izlemişken, henüz izlememiş olanlara bir fikir vermek istedim.

Filmin oyuncu kadrosunu saymama gerek yok, zira ; afişleri heryerde mevcut, televizyonlar bangır bangır yani meraklısı zaten biliyor. Afiş ve görsel tasarım kampanyasını ise Kill Bill, Kingdom of Heaven, Cold Mountain gibi Hollywood prodüksiyonlarının tasarımlarını yapan ödüllü tasarımcı Emrah Yücel yürüttü.  Filmin müziklerini;Tutku: Hz. İsa’nın Çilesi, “The Island/Adave “he Recruit/Çaylak”gibi ünlü filmlerin müziklerinde imzası olan besteci Benjamin Walken Beladi hazırladı. Buraya kadar herşey mükemmel çünkü; ekip mükemmel. Zaten oyuncu kadrosuna diyecek hiç bir lafım olamaz, Şener Şen’in olması bile başlı başına yeterli. Erkekler için söyliyeyim; Aslı Tandoğan’ın güzelliği, benim bile başımı döndürdü, dövmeleri için bile görülmeye değer.

Kısaca konusundan bahsedeyim: Ali Osman meşhur bir kabadayıdır, eski günlerine veda etmiştir. Beklenmedik bir anda yıllardır görmediği ve aşık olduğu kadının izini bulur ve bir oğlu olduğunu öğrenir. Ali Osman bir çeşit bunama hastalığına yakalanmıştır. Oğlu Murat (İsmail Hacıoğlu) ve sevgilisi Karaca ( (Aslı Tandoğan) Dudaktan Kalbe Filminde oynuyor.) ,bir barda çalışırlar. Karaca’ya yıllardır aşık olan mafya üyesi Devran ( Kenan İmirzalıoğlu) ise Karaca’yı geri alabilmek için her şeyi göze almıştır. Ali Osman’ın artık tek amacı oğlu Murat ve sevgilisi Karaca’yı korumaktır. Kenan İmirzalıoğlu, nasıl söylenir? Biraz karizmayı çizdirmiş bir rol oynamış olsa bile,  bana göre rolünün hakkını verdi. Şener Şen’i Ve özellikle Rasim Öztekin’i çok başarılı buldum. Filmde tek eksik bana göre; senaryonun kadroya göre zayıf kalması.

Filmde; aksiyon görmeyi düşünenler, bunu pek beklemese iyi olur. Daha çok dostluk, vefa ve aşk kavramlarının ön plana çıktığını görecekler.

Film için çok yoğun bir talep olduğunu sanmıyorum, en azından ben gittiğimde kalabalık olduğunu söyleyemem. Koskoca salonda; ben ve arkadaşım hariç, altı kişi daha vardı. Açıkçası; “Kabadayı” yerine, “Beyaz Melek”e gitmiş olsaydım daha çok keyif alırdım. Filmi; eski sevgilimle aynı salonda izlemek dışında, çarpıcı bir yanı olmadı.

11 Ekim 2007

Ülkemiz de gündem okadar çok sık değişiyor ki, hangisine yetişeceğimizi şaşırdık.

Bir yanda terör, bir yanda anayasa, bir yanda referandum, türban, kürt sorunu derken; dün akşam oylanan Ermeni soykırımın kabulu ile başka noktalara taşındık. Aslında zaten bu beklenen birşeydi. tıpkı Fransa da olduğu gibi ABD ‘de soykırımın tescillenmesinin şimdiden nelere sebep olacağını kestirmek zor. Sokaklarda ” hepimiz Ermeniyiz” sloganları atanlar  yine aynı tavrı gösterecekler mi bilemiyorum ama, bildiğim tek şey ne yaparsanız yapın, Ermenilerin beyninden soykırımı silemezsiniz.  Bütün Dünya bunu kabul etmiş olsa ne değişecek onu da merak ediyorum açıkçası. 90 sene evvel yaşanan olaylarda, suçlu suçsuz aramak bu gün kime ne yarar sağlayacak acaba? Şimdi gözler kararın genel kurula yollanıp yollanmamasında. Ordan da evet kararı çıkarsa, Ermenilerin toprak hak etme iddaları ortaya atılacak, hadi hayırlısı.

Farkında mısınız, yavaş yavaş çevremizde bir çember oluşuyor ve biz o çemberin içinde sıkışmaya devam ediyoruz. Nihayet alınan tezkere ile yeni bir sıcak savaş eşiğindeyiz. Önceki yıllarda da Kuzey Irak’a yapılan operasyonlar olmuştu ama malesef terör hiç bitmedi ve bitmeyecek. Siyasi oyunlar devam ettiği sürece bir çözüm bulanabileceğini sanmıyorum.  Bu gün Kuzey Irak yönetimi “biz izin vermeyiz” diyor, asker son hız operasyon hazırlığı yapıyor ve nihayet bu operasyon gerçekleşecek. Peki pkknın kökü kurutulabilecek mi? Bu gün için evet çözüm oldu diyelim, ya yarın? Askere evladını gönderen annelerin endişeleri bitecek mi?

Referandum refarandum derken işte 21 Ekim geldi çattı. Çarçabuk Anayasa değiştirildi, referandum 12. Cumhurbaşkanı’nı belirlecek kararı alındı. Peki bu dayatma ne işe yaradı şimdi, Allah bilir. Açıkçası gidip oy kullanmayı bile düşünmüyorum. Nasıl olsa başka bir anayasa çıkar, hükümet yine bildiğini okur. Hükümetten ziyade ABD bizim için ne uygun görürse o olur. Ama biz hala, “Bush baskı yaptı, ama ne yapalım 27 kişiye söz geçiremedi, ABD dostumuz” diye avunmaya devam edelim.

8 Ekim 2007

Kadınlar ve erkekler üzerine pek çok yazı yazılmıştır. Bu yazıların çoğunda ise - kadınları ya da erkekleri etkileme teknikleri - işlenmiştir. Hal böyle olunca,  konu hakkında benim de söylecek bir kaç sözüm var elbette. Tabi ki bu sözler erkekleri değil, kadınları ilgilendiren cinsten olacak. Erkekler; para, pul, karizma, hediye, yat, kat v.s ile kadınları etkilemenin yollarını zaten bulmuşlar. Peki kadınlar ne yapmalı ya da yapmamalı? En önemlisi nasıl mal olmalı ?

  • En önemli kural şu: Asla içiniz ve dışınız bir olmamalı. Erkekler kendilerine yalan söylenmesinden çok etkilenirler. Örneğin; futboldan nefret ettiğiniz halde, izlemeye bayılıyormuş gibi davranırsanız, çok etkileyici olur. Ya da evde oturup patlamış mısır eşliğinde film izlemek istediğiniz halde ona, bir barda çılgınca dans etmek istediğinizi söyleyin. ( para harcamaya ve gösterişe bayıldıkları için, film onlara göre ucuz bir düşünce olabilir)
  • Asla vaktim yok demeyin: Erkekler vakti olmayan kadınlardan nefret ederler. ( Eğer bir ilişkiniz varsa, vaktinizin olmaması imkansız, hatta ondan daha önemli birşeyin olabilme ihtimali sıfır) Hayatınızın merkezi oymuş gibi davranarak, şımarmasına izin verin. Tabi amacınız sadece anlık yaşamaktan ibaretse ;)
  • Annesi gibi davranın: Gerekirse onlara ninni söyleyin. ( mümkünse annelerinden hangi ninniyle uyuttuklarını öğrenin) Erkekler hep annelerinin yemekleri en güzel sanırlar, siz de boş durmayın, annelerinden püf noktaları öğrenmeye çalışın.
  • Dost yok : Hayatınız da dostlarınız varsa ya da edinmeyi düşünüyorsanız, vazgeçin. Dost diye birşey olamaz, hele sevgiliden önemli hiç olamaz. Artık tek dostunuz da, O !
  • Hesap sormayın : Yanılıp, sakın hımm demeyin,  hele açıkla asla demeyin. İzin verin tek hesap soran onlar olsun, hatta onlar sormadan siz direk verin kurtulun. Erkekler hesap sorulmasından nefret eder ama, kendilerine verilmesi egoları açısından önem taşır.
  • Sorunlarınızı anlatmayın : Şimdi ne gerek var, anlatıp sizi anlamalarını ( ki asla anlamazlar) bekleyeceğine, bırakın süt liman bir hayatınız olduğunu düşünsünler. Böylece hayatınızda ki tek rengin beyaz olduğunu ve beyazında kendileri olduğunu sanacaklardır ki, ego için bu da ilaç..
  • Hayır demeyin: Bir kere o kelimeyi hafızanızdan silin.  Herzaman her durumda evet, erkeklerin duymak istedikleri tek kelime.
  • Üç beş gün yeter:  Artık sizi kendi malı olarak görmesinin zamanı gelmiş demektirdir ki, bunun için de  -  üç, beş gün yeter. -  Bu durumda,  istediği zaman  s.. git demek ya da gel demek onun tekelinde olacaktır.  Hadi hayırlı olsun, başardınız, sonunda siz mal, o da sahip oldunuz (!)

Zaman içinde durup dinlenmeden, kendimizi dinlemeden, belkide hayatın akışına kaptırıp benlimiğimizi durupta şöyle korkularımızla yüzleşmek için bir nefes almak mı korkutur bizi,, yoksa o korkularımızla başa çıkamayacağımızı düşünmek mi? Bir sabah uyanıp aynanın karşısına geçip korkularınızla yüzleşmeyi denediniz mi hiç? eğer bunu yapmadıysanız belki zamanı gelmiştir, mutlaka yarın sabah başlayın. Mesela en çok ne korkutur sizi bir bunu düşünün; gelecek kaygısımı, sevgilinizden ayrılmak mı, çok değer verdiğiniz bir dostunuzu kaybetmek mi, ailenizden birnin çok uzaklara gitmesi mi, işinizi kaybetmek mi, belkide hayatta başarısız olmaktır sizi korkutan ve bunlarla hiç yüzleşmeyerek başınıza gelmeyeceğini umarsınız. Oysa korkularımızla yüzleştiğimizde farkederiz ki onları seslendiren bizleriz. zihnimize ne yüklersek onu yaşarız daima.Tıpkı gece yatmadan önce bir korku filmi izlediğimizde, rahatsız bir gece geçirdiğimiz gibi. Oysa yatmadan önce olumlu şeyler düşünmek, belki en çok hoşumuza giden müziği dinlemek, yada en çok beğendiğimiz belki duvarımıza özenle yapıştırdığımız anlamlı güzel sözleri okumak ( yoksa mutlaka yapın ) bize daha rahat ve huzurlu geçecek bir uykunun zeminini hazırlamış olur. Unutmayın iyi yada kötü bir olgunun üzerine ne kadar yoğunlaşırsak o mutlaka gerçeğe dönüşür. Çok değerli bir dostum, muhtemelen bir kitapta okuduğu yazıdan alıntı olarak bana hep şunu derdi; “dileklerine çok dikkat et, çünkü Allah’ın hangi dileğini gerçekleştireceğini bilemezsin.” Tıpkı evrene gönderdiğimiz enerji gibi, iyi yada kötü mutlaka bize geri döner.  Korkularınızla yüzleşin ki onlarla nasıl başa çıkacağınızı daha iyi anlayın.