Arşiv‘ erkek ’

Varolduğunu zannettiğimiz 2 cinsiyetin aslında olmadığını söylesem… “Saçma” diye düşüneceksiniz, ama aslında böyle bir yer var! Tamamen cinsiyetsiz bir yer mevcut. Herhangi bir canlının barınmadığı bir yerden bahsettiğimi zannediyor olabilirsiniz, değil… Canlıların yaşadığı, ama cinsiyetlerinin olmadığı bir yer bu!

Bir Dünyalının uzaya yaptığı seyat sırasında keşfettiği, “Gethen” adlı gezegende yaşayan herkes cinsiyetsizdir.  Gethen’de ne kadın erkektir, ne erkek kadın, aynı zamanda da; hem kadın, hem erkektir.  Kemmer adı verilen, her ayın kısa bir döneminde birbirlerine dokunduklarında biri erkek, diğeri kadın haline gelir, ama bu tamemen rastgele oluşan bir cinsiyettir. Başka bir ayın kammer döneminde; daha önce kadın olan erkek, erkek olanda kadın olabilir, aynende kalabilir. Yani tamamen tesadüfi bir durumdur. Çocuk meslesi mi? Anne ve baba olmak için cinsiyete gerek yoktur, herikiside anne, baba olabilirler. (more…)

Uzun zamandır görüşmediğiniz biri, birden sizi arar ve ” bana büyü yapılmış, tariflere göre o sensin” derse ne yaparsınız? (Bir önceki yazımda dilediğim efekti diliyorum şimdi. Hatta bakla açan bir kadın animasyonu iyi giderdi.)

Kendimden şüphe duymaya başladım :( Acaba diyorum bir çeşit telepati yolu ile yapmış olabilir miyim? Olay şöle gelişti: bir gece, (yoga yapmaya heveslendiğim gecelerden biri olabilir bu.) gayet konsantre, bağdaş kurmuş vaziyette ve işaret parmaklarımla şakaklarıma hafif bir baskı uygulamaktayken (Bu esnada hıımmm filan diye bir ses çıkarıyorumdur muhtemmelen) telepati kurmayı başarıp, bütün kötü enerjimi yöneltmiş - işi, gücü, hayatı mahvolsun- büyüsü yapmış olabilirim. Okadar etkili bir büyü yöntemiki bu anında etkisini gösterir ve gerisi malum :)

Şimdi erkeklere kızıyorum bazen ve tepki olarak ” feministsin” filan tarzında eleştiriler alıyorum. Erkeklerin taktiklerinden biri bu bahsettiğim hadise. Tabi ucuz yollu, cehaletin küresinde yer alan erkeklerin…. (more…)

Erkek cinsiyetini belirleyen Y kromozomunun giderek küçüldüğü ve 50 milyon yıl sonra Y kromozonu diye birşey kalmayacağını, zaten daha önce çeşitli basın organları tarafından duymuştuk. Bu durumda erkek neslinin tükenmekte olduğunu, belki de ileride numunelik olarak kalacaklarını herkes biliyor.

Çevre kirliliği ve stresin erkekleri olumsuz etkilediği ve bu nedenle kısırlığa neden olan faktörlerin oluşuğunu biliyoruz. Bildiğimiz etkenlerin dışında, daha etkili bir nedende erkeklerin daha hızlı evrim geçirmeleri. Tübitak’ın bilim ve Teknik Dergisi’inde yer alan makaleyi okuduğumda, erkeklerin daha hızlı evrim geçirdiklerini ve bunun nedenlerini daha iyi anlamış oldum. Açıkçası başlığı gördüğünüzde sizde benim gibi biraz şaşıracaksınız. Bu sefer herhangi bir muzurluk peşinde falan değilim. Tamamen bilimsel kaynaklara dayanan verileri yansıttığıma emin olabilirsiniz.

Makalede yer alan başlığın sahipleri, ( “Erkekler neden mi daha hızlı evrim geçiriyorlar? Çünkü daha basitler”) ABD Florida Üniversitesi Genetik Enstitüsü araştırmacılarına ait. Araştırmada; erkekler ve kadınların temelde aynı geni taşıdıkları halde, evrimsel açıdan erkeklerin neden daha hızlı olduğu sorusuna cevap bulmaya çalışan araştırmacılar, cevap olarak; erkeklerin daha basit olmalarını gösteriyor.

Araştırma meyvesinekleri üzerinde gerçekleştirmiş. Bunun sebebine gelince; meyvesineklerininde tıpkı insanda olduğu gibi dişilerin, hücrelerinde iki X, erkeklerinse bir X, bir de Y kromozomu içermeleri. Sanırım erkekleri bu konuda şansız kılan faktörde bu oluyor. Arafltırmacılardan Lauren McIntyre,“Dişilerde X kromozomlarından biri (anneden gelen) üzerinde taşınan baskın bir gen, aynı genin diğer X kromozomu (babadan gelen) üzerinde bulunan çekinik tipinin varlığını gizleyebilir.Erkeklerdeyse yalnızca anneden gelen tek bir X kromozomu bulunması, mekanizmayı ister istemez basit hale getiriyor.” diyerek konuyu kısaca özetlemiş oluyor.

Nesli tükenen varlıklar olarak; erkeklerin kendilerine daha iyi bakmaları, stres, yoğun iş temposu ve çevresel etkenlerden uzak durmalarını öneriyorum.

Kısacası erkekleri basitleştiren nedenleri incelemiş olduk. Tek X’inize iyi bakmanız dileğiyle…

13 Ocak 2008

Bir kaç haftadır oldukça meşgulum ve bu yüzden yazılarıma ara vermiştim. Yaklaşık 48 saattir hiç uyumadım, dahası halada uyumaya niyetim yok. Sanırım birazda dırdır (İlginç bir kelime olduğunu belirtmem lazım)   etmek geliyor içimden(!)

Dırdır diyince  bilirsiniz, bizim cinsin üzerine yoktur bu konuda(!) Bazen gerekli midir? Evet! Özellikle erkeklerin beyinleri bazen şişirilmeli midir? Kesinlikle evet? Yazılarımda uzak durmaya çalışsamda, dırdır etmek istediğim konu aşk- meşk!

Avrupa Yakası’nın komik adamı Burhan, ( Engin Günaydın) TEB’in yeni reklam kampanyası, ödemelere mola verenilen kredilerini tanırken; TEB’de uygulanan molanın,  hayatın diğer alanlarında neden uygulanamadığını sorgulayarak, heryerde mola verme peşine düştü. Havadayken uçağın, yoğun yağmurda yağmurun  mola vermesini isteyen Burhan’ın en ilginç mola isteği sevgilisine oldu. “Aşkımıza mola verelim mi?”

Aşkta mola olur mu peki? Aslında var! Varda bunu Burhan gibi dürüstçe dile getirecek adam yok! Birbirinden zamanla sıkılan çiftler; giderek uzaklaşmaya başlar, derken görüşme sıklığı azalır, telefonlar susar. Bir taraf ne olduğunu anlamaya çalışırken, diğer taraf kendince mola vermiştir, zira; yapması gereken daha önemli işler, belki de o an için dikkatini çeken başka biri vardır. Partnerine ” mola verelim” demek yerine; kendince sorunları çözmek için zaman  kazanmaya çalışmaktadır. Oysa dürüstçe ifade edilmiş olsaydı, belkide her iki taraf içinde bu mola olumlu sonuçlar doğurabilirdi. Daima tersi gerçekleştiği için, bir taraf ??? işaretleri ile; mazoşist, diğer taraf !!! işaretleri ile; egoist durumdadır.

Evet aşkta mutlaka mola olmalı! Mola sonunda; sahaya çıkmak istemeyen tarafta, bunu mutlaka adam gibi ortaya çıkıp söylemeli! Aşkı hem çok güzel, hem berbat bir duygu haline getiren duygularını dürürstçe ifade edemeyenler değil midir?

Mola bitti aşka devam (!)

31 Aralık 2007

Uzun yıllar sonra ilk defa bir Türk filmi için, sinemaya gittim. Elbette çok merak ettiğim ya da ilgilendiğim için değil, tamamen biricik arkadaşım Mine’nin Kenan İmirzalıoğlu hayranlığı ile sürüklenmemden kaynaklandı. :) Hazır filmi izlemişken, henüz izlememiş olanlara bir fikir vermek istedim.

Filmin oyuncu kadrosunu saymama gerek yok, zira ; afişleri heryerde mevcut, televizyonlar bangır bangır yani meraklısı zaten biliyor. Afiş ve görsel tasarım kampanyasını ise Kill Bill, Kingdom of Heaven, Cold Mountain gibi Hollywood prodüksiyonlarının tasarımlarını yapan ödüllü tasarımcı Emrah Yücel yürüttü.  Filmin müziklerini;Tutku: Hz. İsa’nın Çilesi, “The Island/Adave “he Recruit/Çaylak”gibi ünlü filmlerin müziklerinde imzası olan besteci Benjamin Walken Beladi hazırladı. Buraya kadar herşey mükemmel çünkü; ekip mükemmel. Zaten oyuncu kadrosuna diyecek hiç bir lafım olamaz, Şener Şen’in olması bile başlı başına yeterli. Erkekler için söyliyeyim; Aslı Tandoğan’ın güzelliği, benim bile başımı döndürdü, dövmeleri için bile görülmeye değer.

Kısaca konusundan bahsedeyim: Ali Osman meşhur bir kabadayıdır, eski günlerine veda etmiştir. Beklenmedik bir anda yıllardır görmediği ve aşık olduğu kadının izini bulur ve bir oğlu olduğunu öğrenir. Ali Osman bir çeşit bunama hastalığına yakalanmıştır. Oğlu Murat (İsmail Hacıoğlu) ve sevgilisi Karaca ( (Aslı Tandoğan) Dudaktan Kalbe Filminde oynuyor.) ,bir barda çalışırlar. Karaca’ya yıllardır aşık olan mafya üyesi Devran ( Kenan İmirzalıoğlu) ise Karaca’yı geri alabilmek için her şeyi göze almıştır. Ali Osman’ın artık tek amacı oğlu Murat ve sevgilisi Karaca’yı korumaktır. Kenan İmirzalıoğlu, nasıl söylenir? Biraz karizmayı çizdirmiş bir rol oynamış olsa bile,  bana göre rolünün hakkını verdi. Şener Şen’i Ve özellikle Rasim Öztekin’i çok başarılı buldum. Filmde tek eksik bana göre; senaryonun kadroya göre zayıf kalması.

Filmde; aksiyon görmeyi düşünenler, bunu pek beklemese iyi olur. Daha çok dostluk, vefa ve aşk kavramlarının ön plana çıktığını görecekler.

Film için çok yoğun bir talep olduğunu sanmıyorum, en azından ben gittiğimde kalabalık olduğunu söyleyemem. Koskoca salonda; ben ve arkadaşım hariç, altı kişi daha vardı. Açıkçası; “Kabadayı” yerine, “Beyaz Melek”e gitmiş olsaydım daha çok keyif alırdım. Filmi; eski sevgilimle aynı salonda izlemek dışında, çarpıcı bir yanı olmadı.