Arşiv‘ gül ’

Uzun zamandır görüşmediğiniz biri, birden sizi arar ve ” bana büyü yapılmış, tariflere göre o sensin” derse ne yaparsınız? (Bir önceki yazımda dilediğim efekti diliyorum şimdi. Hatta bakla açan bir kadın animasyonu iyi giderdi.)

Kendimden şüphe duymaya başladım :( Acaba diyorum bir çeşit telepati yolu ile yapmış olabilir miyim? Olay şöle gelişti: bir gece, (yoga yapmaya heveslendiğim gecelerden biri olabilir bu.) gayet konsantre, bağdaş kurmuş vaziyette ve işaret parmaklarımla şakaklarıma hafif bir baskı uygulamaktayken (Bu esnada hıımmm filan diye bir ses çıkarıyorumdur muhtemmelen) telepati kurmayı başarıp, bütün kötü enerjimi yöneltmiş - işi, gücü, hayatı mahvolsun- büyüsü yapmış olabilirim. Okadar etkili bir büyü yöntemiki bu anında etkisini gösterir ve gerisi malum :)

Şimdi erkeklere kızıyorum bazen ve tepki olarak ” feministsin” filan tarzında eleştiriler alıyorum. Erkeklerin taktiklerinden biri bu bahsettiğim hadise. Tabi ucuz yollu, cehaletin küresinde yer alan erkeklerin…. (more…)

Konu aldatmak olunca; akla gelen ilk cinsiyet, elbette erkek oluyor. Oysa modern toplun safsatası altında, kadınların aldatma konusunda hiçde erkeklerden aşağı kalır yanları olmadıklarını görüyoruz. Üstelik her geçengün bu ivme hızla artıyor.

Erkek ya da kadın, cinsiyeti ne olursa olsun; aldatma gerçekleştiğinde her iki taraf içinde aynı şeyi ifade eder. Yani aldatılmışlık. Söz konusu erkek olduğunda; daha yumuşak bir yaklaşım sergilenerek, olayı “erkeğin elinin kiri” olarak değerlendiren toplum, kadın söz konusu olduğunda; şiddetle karşılıyor. Her iki cins içinde sonuç değişmediğinine göre; aldatmaya bir kılıf uydurmak ya da cinsiyet belirlemek yalnış olur.

Erkeklerin aldatma nedenlerine değinecek değilim. Zira, erkekler için temel olan etkenlerin başında; id, ( altben) ego, macera ve daha önce bahsettiğim katsayı ( skor) yer almakta. Kadınlar için durum biraz daha farklı sanırım. Önceleri kadın aldatması gizli gizli yapılırken, modern çağda bu gizliliğin artık çok fazla önem taşımadığını görüyoruz.

Kadınlar daima tek eşlilikten yana oldukları halde, neden aldatma eğlimi içinde bulunurlar? Bu konuyu iki yönden ele almak daha doğru olur:   Birincisi; ruhsal ve fiziksel hastalıklar, ikincisi; çeşitli şekillerde meydana gelen, mutsuzluk.

Hastalık söz konusu olmadığında, kadınlar kolay kolay eşlerini ya da sevgililerini aldatmazlar. Kadınlar; ilgi, şevkat, sadakat, romantizm bekler ve bunların zamanla azaldığını gördüklerinde mutsuz olurlar. Erkeğe duyulan aşk, yok olmaya başladığında ki; bunu çoğu zaman erkek yok eder, kadınlar aşkı ve kaybettikleri heyecanı başka bir erkekte arama eğlimi gösterir. Çoğu zaman aldatma sadece düşünce yolu ile olsada, fiziksel aldatmaların hiçte küçümsenemiyecek boyutta olduğunu biliyoruz. Zaten aldatmanın fiziki ya da zihinsel oluşu da adını değiştirmiyor. Özlellikle mantık evliliklerinde aldatmaların daha sık yaşanıyor olmasıda, bahsettiğim aşk, ilgi, şevkat eksikliğinin bu tür evliliklerde daha  fazla oluşundan kaynaklanıyor.

Öte yandan; cinsel tatminsizliklerinde, kadını aldatmaya ittiğini belirtmek lazım. Birbirilerini yeterince tanımayan eşler arasında yaşanabilen bu sorun; kadın ya da erkek olsun aldatmayı kaçınılmaz kılan faktörler içinde yer alıyor.

Eşi ya da sevgilisi tarafından zamanla ikinci plana atılan kadın; ikinci plana atılmanın verdiği rahatsızlık ile aldatma yoluna gidebilir. Erkek her nekadar kadını maddi açıdan tatmin ettiğini ve bir ihtiyacının olmadığını düşünse bile, kadın için ön planda duran daima; aşk, sevgi ve duygusallıktır. Ayrıca; aldatan erkeğe misilleme olsun diye aldatma eğlimi gösteren kadınlarla, şiddet ve baskı sonucu aldatma eğlimi gösteren kadınların sayısıda fazladır.

Kadınların, eşlerini aldatma yoluna iten sebeplerden biri olan hastalıklara kısaca değinelim:

Bu hastalıkların başında; yine modern çağ hastalığı olarak nitelendirilen depresyon yer almakta. Depresyona giren kadın; kendini yalnız, mutsuz ve güçsüz hissediyorsa, helede biraz sevgilisi ya da eşi tarafından ilgi görmüyorsa, yalnızlığını gidermek için hiç tanımadığı bir erkekle bile eşini aldatabilir. Bu bazen bir kafede tanıştığı, bazende chat ortamında tanıştığı biri olabilir.

Alkol ve uyuşturucu bağımlısı olan kadınlar; zamanla değer yargılarını yitirmiş olacaklarından, aldatmaya yönelebilir.

Manik hastalığı olan bir kadın yine kolayca aldatabilir. Manik hasta; herşeyi uç noktalarda yaşadığı için, çok konuşan, çok gülen, çok gezen, sevecen olduğundan seks düşkünü olabilir. (more…)

Ne zaman yüksek gerilim hattının ortasında olsam, gerilimi hafifletecek ilaç gibi gelir; Loreena McKennit. Sesinin yumuşaklığındanmıdır bilmem, bütün bedenimin hafiflediğini ve ruhama dinginlik geldiğini hissedirim. Görünenin ötesine geçerim böyle zamanlarda ve beyaz gülün aslında siyah olduğunu görebilirim. “Beyaz gül nasıl siyah olur?” demeyin, güle bir de gölgesinden bakmayı deneyin!

Elbette gölgesinden bakınca, herşey siyahtır. Bu mantıkla hayata bakmaya çalışsaydık, bütün renkleri inkar etmiş olurduk. Oysa yüzlerce çeşit renk ve yüzlerce çeşit insan var! Doğru açıdan bakınca, gölgeleri gizlemek mümkünde, ya gölgesinin ardına saklanan insanlar, onların doğru açısı ne olabilir kestirmek imkansız. Bakınca insan, dokununca gölge! Kendi başka, gölgesi başka hareket eden, gözleri başka, gölgesinde sallanan elleri başka söyleyen birine hangi açıdan bakmak lazım bilemiyorum.

Gitmek isteyen biri, kalsa bile size ne verebilir ki? Biraz sahte gülücük, biraz sahte dokunuş, biraz sahte mutluluk! Bütün bunlarla nereye kadar avunabilirsiniz? Belki kısa bir süre kandırmış olursunuz kendinizi ve o sahteliklere inandığınızı düşünen, aslında çoktan gitmiş olan kişiyi! Öyleyse bırakın gitsin, artık karanlıkta kalan gölgesinin ne size ne ona bir faydası kalmamıştır.

Eski bir mezar anıtında şöyle der; ” Görmeye çalış ki, bütün kalleşliğine ve pisliğine rağmen dünya, insanoğlunun biricik mekanıdır.” Beyaz gülün karanlıkta kalan gölgesini görebilmek ve o gölgeye rağmen beyaz gülü sevebilmekmiş marifet!

Buyurun Loreena’dan sizin ruhunuza da dinginlik

(more…)

Eğlenilecek kızlar var
Evlenicek kızlar var
Kim bu bize soru sormadan adımızı koyup
Sınıf sınıf ayıranlar
…..
Hadi ordan hadi bize masal anlatma
Adalet istiyoruz aklını oynatma
Hazır ol isyan çıktı güzelim
Boşyere mercimeği fırına veripte kaynatma

Bu sözler Sezen Aksu’ya ait ve Emel Müftüoğlu’nun yorumu ile, “eğlenilecek kızlar, evlenilecek kızlar” tartışmasını yeniden başlattı.

Daha henüz genç kızlığa ilk adımdan itibaren, aileler kızlarına “evlenilecek kız” nasıl olunur ve eğlenilecek kızlar nasıl ayırd ediliri öğretmeye başlar. “Aman ha sakın eğlenilecek kız olma” telkinleride ihmal edilmez. Peki bu tartışma neden bu hale geldi acaba? Ya da bunu başlatan kim? Kadınları eğlenilecek, evlenilecek diye topluma yansıtan kim? Evlenilip, eğlenileceği belirleyen erkekler değil mi? Hangi kadın ” dur biraz eğleneyim” diye bir ilişkiye başlar ki? Bunu yapan erkekler. Kadınları iki sınıfa ayıran onlar.” Şunla eğleneyim, aman şunla da evlenirim ne olur?” diyen erkekler, malesef eğlendikleri kızın da bir başka erkek tarafından eğlence olarak görülmesine yol açmaktalar.

Erkeklere yüklenirken elbette genel olarak kanı bu demek yalnış. Şarkının sölerinde de yer aldığı gibi; hala bu devirde bile malesef bu kadar maço düşünen erkeklerden bahsediyoruz. Aslında olayın özü çok ince detaylarda saklı; erkekler ilişkilerine bakarken kendi aile yapılarını düşünerek hareket etmiş olsalardı, biz hala ” evlenilecek, eğlenilecek” kavramını tartışıyor olmazdık. Yinede bu tartışmada kızların hiç suçu yok diyemeyiz elbette. Onlar da istisna diyelim.
Şimdi gelin bu güzel şarkıyı, emel Müftüoğlu’nun yorumundan dinleyelim !

İlerle (more…)

28 Ağustos 2007

Herkes birşey söyledi ama, 28 Ağustos bir süpriz getirmedi. Bu durum da zaten başından belli olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığının sadece geçikmeli olarak gerçekleşmesi; kimilerine göre olsun, kimilerine göre olmasın tartışmalarınında gereksiz olduğunu ortaya çıkardı. Hiç kimse için bir süpriz olmadı. Bekir Coşkun Hürriyet Gazetesinde ki köşesinde “Abdullah Gül, benim Cumhurbaşkanım değil.”ifadesini kullandı, buna karşı Başbakan ” istemeyen Türkiye yi terk eder.” dedi. Kimilerine göre Bekir Coşkun haklı, kimilerine göre Başbakan. Bana göre bu tartışmalara girmenin gereği bile yok. Herkes özgür iradeyle dilediğini söyleyebilir evet. Ama, bunu yaparken yüzde yüz olacağı kesin bir durum hakkında kışkırtmaya yer vermeden yapmak lazım. Elbette Başbakanın dediği gibi kimse sırf, istmeyiyor diye ülkesini terk edecekte değil. Sırf eşinin başörtüsü yüzünden istenmeyen bir Cumhurbaşkanı olabilir mi?

Öyle ya da böyle artık bu tartışmalara son nokta konulduğuna göre, millet olarak sadece hayırlısını dileyip, yeni Cumhurbaşkanımızı tebrik etmemiz gerekir. Bu saatten sonra siyasi çatışmaların, kişisel çıkarların Cumhurbaşkanlığı makamına zarar vermesini engellemek bizlerin görevi. İstedik ya da isemedik, hoşgeldin Gül !

Tarihimizde ilk defa Bakan konumundan, Cumhurbaşkanlığı konumuna yükselen Abdullah Gül, aynı zamanda en genç üç Cumhurbaşkanından biri.