Arşiv‘ mutlu ’

Başkalarından çalınmış hayatlar ve bedenlerle, ne kadar mutlu olunabilir ki? Sonun da insana kalan, garip bir ıssızlık. Çağan Irmak’ın bu filme neden bu adı verdiğini anlayabilmek için; ya o kahramanlardan birini gerçek hayatta tanıyor olmalısınız ya da o kahranmanlardan biri olmalısnız…

Bir bedene toplam kaç hayat sığdırabilirsiniz? Ya da bir gün ölmek üzere olduğunuz da, o bedenden ayrılan kaç ruh? Belki çok, belki hiç! Bana göre filmde; ne bir kadın ruhu, ne de bir erkek ruhu, vurgulanmaya çalışılan kendi içinde kaybolan bir insanın, kendini bulmak ve hayatında bir gün başka bir insana yer açmak için verdiği mücadele sonucunda; kendi alanının daralması ve belki de, hiç bir hayata kendisinin dahil olamaması vardı.

Sevgili Çocuklaçocuka vermiş olduğum bir sözden dolayı, kelimeleri daha bir özenle seçmeye çalışıyorum. Biliyorum ki, bu filmle alakalı düşüncelerimi merak ediyorlar. Film sonrası uzun bir yürüyüş yaptım ve o hikayede ki kahramanların birini tanıyıp, tanımadığımı düşündüm. Hikayenin bana bu kadar tanıdık gelmesine hiç şaşırmadım sonra. (more…)

7 Kasım 2008

“Bir varmış, bir yokmuş ….. Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine!” Bütün masalların başı ve sonu böyledir. Onları masal yapan, var ve yok, mutlulukla biten son olmaları. Çocuklar bilirler; masallar gerçek değil, ama anlatılmak istenen temaları gerçektir. Çocukla, yetişkini birbirinden farklı kılan da budur belki! Yetişkinler, masalların gerçek hayatta olabileceğine inanmaz, “hayal ürünü, zırvalıklar” olarak görürler. Yetişkinler için bunlar, sakıncalı hayallerdir! Sonu mutlu biten bir hayal ancak, çocukların kurabileceği hayallerdir.

Gerçek hayatta bir “iyilik perisi” yoktur, ama çocuklar o iyilik perisinin gerçek olduğuna inanır çünkü; “iyilik perileri” sadece iyi insanları korur, iyi olmayı başaran her çocuğun bir perisi mutlaka vardır. Hayallerinde özgürdür onlar; “Süpermen” gibi uçamayacaklarını bilirler, ama “Süpermen”in insanlığı kurtarmak için yaratılan bir karakter olduğunu ve çocuk dünyalarında, ihtiyacı olan insanlar için özgürce uçabileceklerini hayal edebilirler. Yetişkinler, saçmalığından dolayı değil, özgür olmaktan korktukları için bunu hayal edemezler. (more…)

Birkaç gündür sanki bu günde yaşamıyorum; mutluluk ve hüzün bir arada. Geçmişe, çocukluğuma ait ne varsa bu günüme taşınmış gibi. Her daim özlemini duyduğum o anların canlanması, garip bir tezat yaratıyor. Şimdi her zamankinden daha çok canımın yandığını hissediyorum. Oysa, geçmişi geri getirebilmek imkânsız.

Hayata dair kabullenemediğim çok şey var; dostlukların tüketilmesi, aile bağlarının kopartılması, giderek her gün biraz daha insanların birbirine yabancılaşması, daha pek çok şey, ama benim için en önemlisi; “hayat şartları”nın arkasına sığınılarak uydurulan bahaneler! Bir dönem hayatımızın  merkezine oturttuğumuz insanlar, bir gün karşınıza bir yabancı olarak çıkabiliyor. Sanki o yıllar hiç yaşanmamış gibi! (more…)

Mesleki doyuma ulaşmanın en önemli kuralı, uygun meslek seçimi! Peki mesleki doyum neden önemlidir? Çünkü insan ile yasam arasindaki en güçlü bağ mesleki yaşamdır. Günümüz şartlarında meslek edinme, maddi tatmin ve fizyolojik ihitiyaçların giderilmesi için kullanılıyor olsa da, psikolojik ve sosyolojik açıdan önemli bir doyum noktası olduğu gerçeği değtirilemez.
İşini severek ve huzurla yapan kişiler, sosyal yaşantılarında da mutlu kişilerdir. Günümüzün en önemli hastalıklarından biri olan stresin başlıca nedeni, tatminsiz ve kendine uygun olmayan meslek seçimlerinden kaynaklanmaktadır. Amaç sadece para kazanmak ve ekonomik açıdan rahat bir yaşam sürebilmek olduğunda, mesleki doyum 2.plana atılabiliyor. Ülke ve Dünya gündemine şöyle bir göz attığımızda ise; bırakın sosyo ekonomik düzey yüksekliğini, “yeterki aç kalmayayım” (more…)

Peyniri eritip simitin içine kattılar, simit anlayışımızı değtirmeye çalıştılar, yetmedi kokoreçe düşman yaptılar. Yine de kokoreç sevdasından vazgeçirmeyi beceremediler. AB “yemeyin!” dese bile biz yemeye devam ediyoruz, edeceğiz de! Bizimle yan yana yatmayı versinler…

Güne başladığım da, uzun ve yıllardır özlemi çektiğim bir gün olabilme ihtimalini hiç düşünmemiştim. Sabah iş yerime gittim ve öğlene kadar lerimi toparlayıp, nedensiz bir şekilde kendimi metrobüs de buldum. Herhangi bir yere gitme niyetinde olmama rağmen, son durak Zincirlikuyu’da olduğumu fark etim, yine gayri ihtiyâri yeni bir araç değtirdiğimde ise, Kadıköy İskelesinde Kızılay Kan Merkesi aracının önünde duruyordum. Kan vermek istiyorum dedim, ” kilonuz kaç hanfendi” dedi görevli, 45 dedim, “siz kan veremezsiniz” dedi yine görevli. Bu sahneyi pek çok kere yaşadığım için, gülümseyerek oradan uzaklaştım. Kan bağışı için bile bazı kriterler olması can sıkıcı, ama yapacak birşey yok! İskeleden  yukarı doğru yürümeye başladım, aslında bunun eskilerden kalma bir alışkanlık olduğunu; kokoreç kokularına doğru yürüdüğüm de anladım. Kadıköy’ün en sevdiğim ara sokaklarından biridir, kokoreçciler ve balıkcılar sokağı. (more…)