Arşiv‘ ölüm ’

Dünya’yı sadece kendi etrafımızda dönüyor sanıyoruz ya ondan olsa gerek, sızlanmak için çok nedenimiz var: Hayatın adeletsizliği, mutsuzluk, para hoyratça bütün benliğimizi hapseden, benciiliğimiz.  Çoğu zaman ben de yapıyorum bunu, yaşadığım anı şikayet etmekten, sürekli birşeylerden hoşnutsuz, yaşamaya değer birşeyler bulamamaktan yakınıyorum.

Oysa, ölüm ve yaşam arasında öyle ince bir çizgi var ki; bunu ancak başımıza geldiğinde görebiliyor, sonra yine hiç birşey olmamış gibi, aldığımız nefesin kıymetini bile bilmeden, sevdiklerimize karşı gözlerimizi kapatarak, bencilce duygularımızın içine gömülüveriyoruz. Yaşamak için bir nedenimiz olduğunu unutuyoruz, yürüyen ayaklarımız, gören gözlerimiz, duyan kulaklarımız, dimdik bedenimizle hayatın zevkini çıkarmaktan kaçınıyoruz. (more…)

” İyi akşamlar” diyebilmek için sarfettiği çaba ve yüzünden, yüreğine kadar hissedilen hüzün, ama herşeye rağmen hayat da kalabildiği için mutlulukla gülümseyen gözler! Bir insanın dramı başka nasıl anlatılabilir bilmiyorum. Hele bu insanın dramına, sebep başka bir insan olmuşsa…

Sokağa çıktığınız her an, bir kapkaç mağduru olabilme riski ile, karşı karşıyasınız. İnsan hayatının ne kadar ucuz ve ne kadar basit olduğunu düşününce anlıyoruz ki; ne evimizde, ne de sokaklarda güvenli değiliz. Bir cep telefonu veya içi boş bir cüzdan için bile hayatımıza kastedecek, canavar ruhlu insanlarla aynı havayı soluyoruz. (more…)

Çok eski çağlarda, bireyin spiritüel gelişimi için, ‘spiritüel tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, çeşitli sınavlardan geçirilerek eğitime tabi tutulması gerekiyordu. Gizllik ilkeleri eşliğinde yapılan bu uygulamaya İnisiyasyon adı verilmiştir. Elbette bu uygulama herkes için geçerli değildi. Uygulamaya katılmak isteyen adaylar; çok zorlu elemelerden geçirilir ve geçmişinden gelen bir takım yetenekleri olup olmadığına bakılarak karar verilirdi.
İnisiyasyon eğitimleri, bizim “modern çağ” eğitimleri gibi ezbere dayalı değil, üstadlar tarafından sadece yol gösterilerek verilirdi. Öğrenci, aydınlanma ve kurtuluş için, kendi iç sesisle hareket etmeliydi. (more…)

17 Haziran 2008

Bir şair dizelerinde, “Ölmek için gerçekten ölmeye hiç gerek yok” der. Zaten yaşarken her türlü ölümü görmüyor muyuz? Tesadüfen çalınmış hayatları yaşıyoruz belki de!

Bir akşam üstü ansızın sokakta patlayan bir bomba hayata veda etmenize neden olabilir. Belkide bir eşkiya kurşunu!

Önce deprem oluyor zannettim, pencereler büyük bir gürültüyle sarsılıyordu. Belkide bir uçak düşmüş olabilir dedim. Serhan, bunun bir yıldırım düşmesi olduğunu söyledi! Ama hiç biri. Sadece yüz metre kadar ileride patlayan bir ses bombasından başka birşey değildi! (more…)

Hep söylerim; bazen kelimeler insanın boğazında kalır ve  söylenecek pek fazla söz kalmaz, o nokta kelimelerin kifayetsiz kaldığı noktadır. Bu cümleyi  yaşanan durum ve zaman süresi içerisinde pek çok kez kullanmışızdır. Yutkunur ve kelimelerin dilinizin ucundan düşmesini beklersiniz ama, bir türlü o kelimeler düşmez. Cümle içinden cümle beğenmeye çalışır ama, o an hissedileni bir türlü net ifade edecek sözcükleri bir türlü bulamazsınız.

O öyle değilmiş; yaşanılan herşeyin bir çeşit anatomisini çıkarmak mümkün ve doğru kelimeleri seçmek daima an meselesesiymiş.  Oysa öyle bir acı varmış ki bunun ne tarifini yapmak mümkün, ne de onu anlatabilecek kelimeleri dudaklaradan söylemek mümkün, zira artık söylenecek hiç bir sözün bir değeri kalmamıştır ki! Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, sözlerin son bulduğu nokta oymuş da, bunu daha önce hiç yaşamamışız.

Hayattan yitip giden birinin ardından ne söylenebilir ki? Sözler onu geri getirebilir ya da acıyı dindirebilir mi?

Hayat devam ediyor, artık ne göz yaşının bir önemi var, ne de kelimelerin. Sonsuzluğa bir melek daha gönderdik, huzurla uyu! Elimizde kalan bir ömür hatıra….