İnsan ömrü ortalamasının 60 yıl olduğunu varsayarsak, bunun; yaklaşık 10 yılı uyuyarak, 10 yılı yemek yiyerek, 10 yılı çalışmaya çalışarak, bir 10 yıl da oturarak geçtiğini ve geri kalan süre yani 20 yıl da düşünerek, acaba diyerek, benim olsa, şöyle yapsam v.s ile geçiyor. Tabi bütün bunlar benim yaklaşık tahminlerim.
Benim burada takıldığım 20 yıllık sürenin, ( yani yaklaşık) boşa harcanması. Hep öyle değil midir; yarın ne olacak, hayat bize nasıl süprizler yapacak ve ne zaman öleceğiz diye kara kara düşünmez miyiz? Bazılarımız bu düşünceler arasında akıllı yatırımlar yapar, hayatın kendisine çok fazla süpriz yaşataması için tedbirler alır, bazılarımız da “yarın olsun bakarız, kaderde ne varsa o olur” der. Milletce biraz kaderci yapımız var sanırım. Nasıl olsa kader bizim için herşeyi belirledi ve bizim yapacağımız birşey yok. Bile bile teslimiyet yani! Kadere boyun eğer, yarının süprizlerini bekleriz.
Daha çocukken bize “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda, kendimizden emin “…… olacağım” deriz. Kaçımız büyüdüğümüzde o gün verdiğimiz cevabtaki kişi oluruz ki? “Olmadı işte kısmet, kader” herşey kaderin suçu ve bizim hiç suçumuz yok. Hep masumduk, kader bizi elinde oyuncak etti. bütün bunları düşünmek için harcadığımız enerjiyi, çabalamak ve başarmak için harcamış olsaydık; hayatımızın 20 yılını düşünerek boşa harcamış olmazdık heralde!
Kadınlar; şu erkek bana bakar mı, bu kıyafet bana yakışır mı, saçım olmuş mu, onda var ben de niye yok, aldatıldım mı, beni seviyor mu?(larla), erkekler; şu araba benim olsun, şu iş benim olsun, atım olsun, katım, yatım olsun, şu kızı yatağa bir atsam, şunun da tadına baksamlarla, ömür tüketmiyor mu? Bu arada erkeklerin, kadınlar hakkında çokşey bilip, onları çok iyi tanıdıkları, kadınların tercihleri hakkında uzman olduklarıda ayrı bir mevzu (!)
Nazım Hikmet’in - Memleketimden İnsan Manzaraları - adlı şiiri geldi aklıma! Şiirde bir Galip Usta’dan bahseder, Galip Usta tuhaf şeyler düşünmekle ünlüdür ve hayatı boyunca hep düşünmüştür: 5 yaşında kağıt helva yemeyi, 10 yaşında okula gitmeyi, 15 yaşında sarı ayakkabıları olmasını ve kızların ona bakmasını, 20 yaşında gündeliğinin artmasını, 21 yaşında henüz 50’sinde ölen babası gibi, erken mi öleceğini, 22,23,24, yaşlarında ya işsiz kalırsam diye diye 50’sine kadar zaman zaman işsiz kalarak ve 51′de babasından bir yıl daha fazla yaşamış ama, artık yaşlandığı için çalışmasınada gerek kalmamıştır. Galip Usta, sonrasında kaç yaşında öleceğini ve ölürken üzerinde yorgan olup olmayacağını düşünerek, hep Haydar Paşa Garı’nın merdivenlerinde oturmuş. Galip Usta’nın ne zaman öldüğünü bilemiyorum ama, Nazım Hikmet bu şiirde okadar güzel bir manzara çizmiş ki, içinde görülmesi gereken çok detaylar var ve alınması gereken çok dersler var.
Kendimize acıkmaktan ve ” acaba ne olacak” demekten, vazgeçemin zamanı gelmedi mi? Ölürken üzermizde yorgan olacak mı diye düşünmek yerine, yorganı yapmak için ne bekliyoruz?
Haydarpaşa garında
1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk ve telâş
Bir adam
merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek. (more…)