Herşeyin mutlaka bir nedeni vardır, geçmişte yaptığımız ufacık bir iyiliğin tıpkı unuttuğumuz uzun bir zaman sonra birden bize geri yansıması gibi. Hatalar bizler için yeterki onlardan bir ders çıkarmasını bilelim. Başımıza kötü bir felaket geldiğinde ilk işimiz “Neden ben” demek olur, oysa çok başarılı bir yazar, iş adamı, sanatçı v.s olduğumuzda “neden ben” demeyiz. Hiç düşündüzmü; kötü bir olayla karşılaştığımızda bu soruyu bir isyan gibi tekrarlarken, iyi olaylar karşısında hiç aklımıza getirmediğimizi. sonuçta her ikisinde de bir hayır vardır. tıpkı şu ayette olduğu gibi; “hayır diye düşündüğünüz aslında şerdir, şer diye düşündüğünüz aslında hayırdır.” Sizlerle paylaşmak istediğim ufak ama gerçek bir hikaye var. hikayenin kahramanı hepinizin iyi tanıdığı efsane Wimbledon’un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe. Ashe, kan naklinden kaptığı
AIDS’den ölüm döşeğindeydi.. Hayranlarından biri sordu.. “Tanrı böylesine
kötü bir hastalık için neden seni seçti?” Arthur Ashe cevap verdi.. “Tüm
dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı
öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5
bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4′ü yarı
finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya
‘Neden ben?’ diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl ‘Niye
ben?’ derim?. Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı.. Zorluklar
güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Tanrı’ya asla ‘Neden
ben’ diye sormayın. Ne olacaksa olur…….
Arşiv‘ tanrı ’
8 Temmuz 2007





