Arşiv‘ uygarlık ’

                                     kökHemen belirteyim; bu yazının içerisinde her hangi bir bilimsel dayanak yer almamakla birlikte, tamamen Hint mistisizminin insan ile evren ve Tanrı arasındaki ilişkileri açıklayan felsefesi denebilecek Hint teozofisininden yola çıkılarak, ortaya atılmış teoriden ibarettir.

Teoriye göre; Dünya’nın varoloşundan itibaren insan türü, çeşitli süreçler geçirmiş ve bu süreçlerde “yedi kök soy” olarak tanımlanmış. Günümüz insanının yani bizlerin beşinci kök soy olduğu ve sürecin yedinci kök soyla tamamlanacağı iddia edilmiş.

Beşinci kök soya gelmeden önce diğer kök soyları incelediğimizde, çok çarpıcı iddiaların olduğunu görmek mümkün. atlantis uygarlığına kadar, ( dördüncü kök soy) insanlık gelişiminin çok fazla ilkel olduğu, hatta ilk kök soyda insanın bir bedenin dahi bulunmadığınından söz edilir. İnsan oğlunun  beden olarak esir-i alem denilen bir yerde yer aldığı ve tam olarak fiziksel olarak yaşamadıkları için insan olarak bile tanımlanmadıkları belirtilir. Rudolf Steiner birinci kök soyu şu şekilde tanımlıyor ;”Bu ilk kök soya Polarean soy adı verilir. Az çok eliptik forma sahip bu ‘soy’un beyin vs. gibi iç organları bulunmuyordu. Düşünme yetisine sahip değildi, algılaması bir tür dokunma duyusundan ibaretti, görme duyusu yoktu, fakat kulağa sahip olmasa da bir tür işitme duyusuna sahipti. Yaşamı güdülerden oluşuyordu. Ruhu kendisini sadece içgüdülerle, hazlarla, hayvani arzularla vb. ile ifade ediyordu. Bilinç durumu rüyayı andırıyor, atıl bir yaşam sürüyordu.”

İkinci kök soyun ortaya çıkması ile; maddenin katılaşması ve yer yüzünde ısının azalması süreci başlar. İkinci kök soyda, birinci kök soyun aksine bedeni olan bir insan tanımı yer alır. Bu insan, çift cinsiyetli (Hermafrodit)  ve kendi kendini dölleyerek üredikleri belirtiliyor.

Üçüncü kök soyun Mu Kıtası’ında yaşadığı ve artık belirgin bir şekilde bugün ki insan tanımına benzeyen bir iskelet ve sinir sistemine sahip oldukları, artık ciğerleriyle hava soluyan insan bedenine bürünüp, esir-i alemden tamamen sıyrıldıkları ifade edilir. Yine aynı kök soyun; 3-4 metreyi bulan dev insanlar olduğu ve normal yollarla üremeye başladıklarını görüyoruz. İlk kentleşmede bu kök soy dönemine rastlar.

atlantisatlantis

Nihayet dördüncü kök soy yani Atlantis uygarlığından bahsedilir. Atlantis uygarlığında yer alan insanların psişik güçlerinden bahsedilir ve bitlileri bile sözleri ile büyütebildikleri söylenir. Atlantis’in son dönemlerinde; insanların bencillikleri ile güçlerini kötüye kullanmaları insanlığa pek çok zarar vermekle birlikte, büyük bir yok oluşa zemin hazırladıkları, bununla birlikte psişik güçlerininde azaldığı görülür.  Zeka ve düşünme yetisininde bu kök soyla başladığı iddia edilir. Nihayet Atlantis’in sular altında kalıp yok olması ile, beşinci kök soy yani günümüz uygarlığı doğar.

Teozofi felsefesine göre; beşinci kök soy da son dönemlerini yaşamakta. İnsanların ayıklanacağı ve herkesin gerçek yerini bulacağı altın çağın başlangıcı ile, altıncı kök soy sürecine girileceği düşünülüyor. Yedinci  kök soy ile birlikte; insanlığın yok olacağı ve evrimin bu şekilde tamamlanacağı teorisine yer verilir.

Başlangıçta söylediğim gibi; herhangi bir bilimsel dayanağı yoktur. Hangi teori içerisinde yer alırsa alsın, insanlığın son dönemlerini yaşadığı ve bu sona katkıda bulunmak için el birliği ile çabaladığımızı söylemek mümkün. Bu teroride yer aldığı gibi; yeni bir altın çağın başlayacağını ve daha mutlu bir sürece girileceğini düşünmek sadece hayalden ibaret olurdu. En azından şu dünya üzerinde.