Arşiv‘ yazı ’

25 Şubat 2008

Bazen yazarken arada sesli efekt filan olsa ne iyi olurdu diyorum :) İğrenç espirilerime arada hıhıhı diye gülen bir efekt olsa hiç de fena olmazdı (!)

Başlık aynen şu; ” Üye olan her 500. kişiye Nokia cep telefonu.” Sonra kocaman puntolu bir yazı ” Hediye” ve “!” işareti ( işaret önemli.)  Benim merak ettiğim bu 500. kişiye sıra gelir mi? 500. kişi hiç gelir mi?  ( işte tam burada hıhıhı)

500. kişi belki de siz olabilir ve Nokia 1600 ya da 2626 kazanabilirsiniz. Bunu söyleyen bugünnealsam.com. Ben onu biraz değiştirdim; bugünnesallasam.com yaptım, iyi olmamış mı? :) ( Şu efekt olayına eğilmem lazım.  yine buradan uygun şahıslara sesleniyorum; benim için şuna bir formül bulun olmaz mı? )

Bende siteme üye  olan  her 100. kişiye bir adet notebook hediye ediyorum(!)

Bu günde bunu salladım :)

Günün kaç saatini internet başında geçiriyorsunuz? İnternet başında geçirdiğiniz sürenin kaçta kaçını faydalı birşeyler yapmak için harcıyorsunuz?

Bu soruları sorarak başlamak istedim, çünkü bunlara benim vereceğim cevaplardan biri; faydalı birşeyler yapmak istiyorum, o yüzden blog yazıyorum.

Şeffaf beyn Barış, bir mim dalgasına beni de katarak “neden blog yazıyorum?” sorusunu kendime sormamı sağladı. Öncelikle; çok fazla fırsatım olmasına rağmen günümün en fazla 3 saatini internete ayırıyorum. Bu süre içinde çok önemli bir sebebim yoksa msn filan kullanmıyorum. Hele ıvır zıvır chat siteleri, sosyal ağlar ( herhangi bir girdi konum değilse) asla yol güzergahımda yer almaz.

Blog yazıyorum çünkü; kendim için anı biriktiriyorum. Blog yazıyorum çünkü; dilim döndüğünce, yüreğim yettiğince doğru bildiğim ve yalnış gördüğüm herşeyi paylaşmak istiyorum. Blog yazıyorum çünkü; bayanlarında el becerileri, yemek tarifleri dışında da blog camiasında var olabileceğini herkesin anlamasını istiyorum.

Garanti Bankası’nın yeni reklam kampanyasında oynayan Carlos’un televizyonda ki maceraları, internetde de devam ediyor. Tesadüfen rastladım bu siteye eminim sizde bayılacaksınız ve evet yazık değil mi Carlos’a diyeceksiniz.

Siteye giriş öncesinde canınız sıkılmasın diye Carlos’a top sektirebilirsiniz. Daha sonra yapmak istediğiniz her hangi bir banka işlemi için, Carlos hizmetinizde (!) Ama, siz yinede Carlos’u fazla yormayın, yazık değil mi Carlos’a? Tebrikler Garanti

24 Ağustos 2007

Biz kızlar bu masala öyle kendimizi kaptırmışız ki, gerçekten kurbağayı öpünce prense dönüşeceğini zannedip durmuşuz yıllarca. Bu kurbağa masalını nerden hatırladığıma gelince; günlerdir dilimde “küçük kurbağa küçük kurbağa kuyruğun nerede, - kuyruğum yok kuyruğum yok yüzerim derede.” Kendimi 15 yaşın da falan zannediyorum heral de ki, dolandı dilime bir türlü engel olamıyorum. İnanması güç ama, gece yatarken bile kendimi küçük kurbağa demekten alıkoyamıyorum :) Hayır beyaz atlı prensi arama yaşım da geçti :P Yinede bu salak masal ve salak şarkı yüzünden öpünce prense dönüşür mü diye düşünmeye başladım, olurmu acaba? :P Sanırım bir çeşme başın da durmak gerek bunun için, kim bilir belki kurbağa prens çıkagelir :)

Aslın da böyle bir yazı yazmamın nedeni tabiki kurbağa ya da prens değil, o işin eğlenceli kısmı. İnsanların dış görüntüsüne bakarak değerlendirmemek gerektiğini vurgulamak istedim. O  görüntünün altından bir prensmi, kötü kalpli cadımı çıkacağını bilemezsiniz. gördüğümüz şeyler bazen bizi yanıltır, tıpkı bir mağaza vitrini gibi. Mağazanın vitrini daima göze hitap edecek şekilde düzenlenir ama, bazen içine girdiğimizde aradığımızın orada olmadığını görürüz. Dışardan Paris Hilton diye, içinde Maddonna olduğunu düşünemeyiz değil mi ?

Zaman içinde durup dinlenmeden, kendimizi dinlemeden, belkide hayatın akışına kaptırıp benlimiğimizi durupta şöyle korkularımızla yüzleşmek için bir nefes almak mı korkutur bizi,, yoksa o korkularımızla başa çıkamayacağımızı düşünmek mi? Bir sabah uyanıp aynanın karşısına geçip korkularınızla yüzleşmeyi denediniz mi hiç? eğer bunu yapmadıysanız belki zamanı gelmiştir, mutlaka yarın sabah başlayın. Mesela en çok ne korkutur sizi bir bunu düşünün; gelecek kaygısımı, sevgilinizden ayrılmak mı, çok değer verdiğiniz bir dostunuzu kaybetmek mi, ailenizden birnin çok uzaklara gitmesi mi, işinizi kaybetmek mi, belkide hayatta başarısız olmaktır sizi korkutan ve bunlarla hiç yüzleşmeyerek başınıza gelmeyeceğini umarsınız. Oysa korkularımızla yüzleştiğimizde farkederiz ki onları seslendiren bizleriz. zihnimize ne yüklersek onu yaşarız daima.Tıpkı gece yatmadan önce bir korku filmi izlediğimizde, rahatsız bir gece geçirdiğimiz gibi. Oysa yatmadan önce olumlu şeyler düşünmek, belki en çok hoşumuza giden müziği dinlemek, yada en çok beğendiğimiz belki duvarımıza özenle yapıştırdığımız anlamlı güzel sözleri okumak ( yoksa mutlaka yapın ) bize daha rahat ve huzurlu geçecek bir uykunun zeminini hazırlamış olur. Unutmayın iyi yada kötü bir olgunun üzerine ne kadar yoğunlaşırsak o mutlaka gerçeğe dönüşür. Çok değerli bir dostum, muhtemelen bir kitapta okuduğu yazıdan alıntı olarak bana hep şunu derdi; “dileklerine çok dikkat et, çünkü Allah’ın hangi dileğini gerçekleştireceğini bilemezsin.” Tıpkı evrene gönderdiğimiz enerji gibi, iyi yada kötü mutlaka bize geri döner.  Korkularınızla yüzleşin ki onlarla nasıl başa çıkacağınızı daha iyi anlayın.