Daha önce bir yazımda bahsetmiştim zaman tüneli denilen o çıkmazdan. Zamanın sürekli akıp gittiğinden ve geri döndürmenin imkansız olduğundan, en önemlisi bu yolculukta yalnız olduğumuzdan. Öylesine yıpratarak ilerliyoruz ki bu yolda, saniyelerin nasıl hızla aktığına durup bakma gereği bile duymuyoruz.
İlk defa zamanı geri alabilseyim diyorum içimden. Hayatım boyunca hep keşke demekten nefret ederim dedim, şimdi anlıyorum ki aslında keşkesi olmayan, kendini kandıranmış. Döndürebilsem zamanı geriye, ilk yapacağım; hayır demem gereken yerde evet dediklerimi, evet demem gereken yerde hayır dediklerimi değiştirmek olurdu. Zaten o iki kelime değil midir, hayatın kendisine yön veren?
Zamanı geri alabilsem; şimdi çok istememe rağmen, bir türlü gözümden akmayan, gözyaşımı silerdim, geçmişte gereksizce tükettiğim. Oysa gözyaşı akıtmak ne güzel şeymiş unuttum!
Zamanı geri alabilsem; çoktan vazgeçtiğim hayallerimin peşinden koşmaktan vazgeçmezdim, daha bir sıkı sarılırdım onlara. Dileklerimi gereksiz şeyler için harcamazdım.
Depresyondayım diyen insanlara özeniyorum, mesela; nasıl oluyorda kolayca girilebiliyor o boktan duruma? Nasıl o kadar kolay oluyor kendini bırakmak, hiç zorlamadan? Nasıl sadece kendisi için acı çekebiliyor insan, başkalarına da acı verdiğini bile bile?
Az önce, yağmur yağsa şimdi diye dilemiştim. Sanırım bu kez doğru dilek diledim ya da doğru zamanı seçtim. Bir arkadaşım bana ” güven sorunun var” demişti. Sanırım şimdi neden güven sorunum olduğunu, güvenimi yok ettiği için daha iyi anlıyordur. Doğru zaman mı bilmiyorum ama, güvenebilmeyi diliyorum…. Yağmura karışacak bir damla göz yaşı istiyorum!