Arşiv‘ zaman ’

Dünya’yı sadece kendi etrafımızda dönüyor sanıyoruz ya ondan olsa gerek, sızlanmak için çok nedenimiz var: Hayatın adeletsizliği, mutsuzluk, para hoyratça bütün benliğimizi hapseden, benciiliğimiz.  Çoğu zaman ben de yapıyorum bunu, yaşadığım anı şikayet etmekten, sürekli birşeylerden hoşnutsuz, yaşamaya değer birşeyler bulamamaktan yakınıyorum.

Oysa, ölüm ve yaşam arasında öyle ince bir çizgi var ki; bunu ancak başımıza geldiğinde görebiliyor, sonra yine hiç birşey olmamış gibi, aldığımız nefesin kıymetini bile bilmeden, sevdiklerimize karşı gözlerimizi kapatarak, bencilce duygularımızın içine gömülüveriyoruz. Yaşamak için bir nedenimiz olduğunu unutuyoruz, yürüyen ayaklarımız, gören gözlerimiz, duyan kulaklarımız, dimdik bedenimizle hayatın zevkini çıkarmaktan kaçınıyoruz. (more…)

Birkaç gündür sanki bu günde yaşamıyorum; mutluluk ve hüzün bir arada. Geçmişe, çocukluğuma ait ne varsa bu günüme taşınmış gibi. Her daim özlemini duyduğum o anların canlanması, garip bir tezat yaratıyor. Şimdi her zamankinden daha çok canımın yandığını hissediyorum. Oysa, geçmişi geri getirebilmek imkânsız.

Hayata dair kabullenemediğim çok şey var; dostlukların tüketilmesi, aile bağlarının kopartılması, giderek her gün biraz daha insanların birbirine yabancılaşması, daha pek çok şey, ama benim için en önemlisi; “hayat şartları”nın arkasına sığınılarak uydurulan bahaneler! Bir dönem hayatımızın  merkezine oturttuğumuz insanlar, bir gün karşınıza bir yabancı olarak çıkabiliyor. Sanki o yıllar hiç yaşanmamış gibi! (more…)

Ne yaptıysam şu Alexa’ya yaranamadım. Hala  ön sayfa resmi olarak, millattan kalma tema fotoğrafımı barındırıyor. Alexa’nın beni bu şekilde beynine kazıdığını düşünüyorum. Tamam itiraf ediyorum pek Alexa’nın sevdiği gibi davranmamış olabilirim, hatta şu resimde görülen temanın üstüne üç-beş tema daha kullanarak Alexa’nın kafasını karıştırmış olabilirim. Yinede İnsaf Alexa aylar oldu, beni hiç mi sevmiyorsun Alexa?

Trafic detaylarıma hiç bakmayın, onlar resimden de içler acısı. Detaylara fazla takılmıyorum ama, resim yok mu resim.  Ben sana ne diyeyim Alexa, sende hayırsız çıktın! Zamana ayak  uydurdun, beni unuttun. :( Burdan Alexa botlara sesleniyorum; hele bir bakın blog temamla, sizdeki resimin ne alakası var?

Yine de sen bilirsin…

14 Kasım 2007

Daha önce bir yazımda bahsetmiştim zaman tüneli denilen o çıkmazdan. Zamanın sürekli akıp gittiğinden ve geri döndürmenin imkansız olduğundan, en önemlisi bu yolculukta yalnız olduğumuzdan. Öylesine yıpratarak ilerliyoruz ki bu yolda, saniyelerin nasıl hızla aktığına durup bakma gereği bile duymuyoruz.

İlk defa zamanı geri alabilseyim diyorum içimden. Hayatım boyunca hep keşke demekten nefret ederim dedim, şimdi anlıyorum ki aslında keşkesi olmayan, kendini kandıranmış. Döndürebilsem zamanı geriye, ilk yapacağım; hayır demem gereken yerde evet dediklerimi, evet demem gereken yerde hayır dediklerimi değiştirmek olurdu. Zaten o iki kelime değil midir, hayatın kendisine yön veren?

Zamanı geri alabilsem; şimdi çok istememe rağmen, bir türlü gözümden akmayan, gözyaşımı silerdim, geçmişte gereksizce tükettiğim. Oysa gözyaşı akıtmak ne güzel şeymiş unuttum!

Zamanı geri alabilsem; çoktan vazgeçtiğim hayallerimin peşinden koşmaktan vazgeçmezdim, daha bir sıkı sarılırdım onlara. Dileklerimi gereksiz şeyler için harcamazdım.

Depresyondayım diyen insanlara özeniyorum, mesela; nasıl oluyorda kolayca girilebiliyor o boktan duruma? Nasıl o kadar kolay oluyor kendini bırakmak, hiç zorlamadan? Nasıl sadece kendisi için acı çekebiliyor insan, başkalarına da acı verdiğini bile bile?

Az önce, yağmur yağsa şimdi diye dilemiştim. Sanırım bu kez doğru dilek diledim ya da doğru zamanı seçtim. Bir arkadaşım bana ” güven sorunun var” demişti. Sanırım şimdi neden güven sorunum olduğunu, güvenimi yok ettiği için daha iyi anlıyordur. Doğru zaman mı bilmiyorum ama, güvenebilmeyi diliyorum…. Yağmura karışacak bir damla göz yaşı istiyorum!

27 Temmuz 2007

zaman tüneliZaman tünelinden geçerken, yolun sonuda bizi neyin karşılayacağını bilemeden, bazen ürkek, bazen korkak adımlarla hayatın akışına bırakıp kendimizi yola devam ediyoruz. Aslında bize eşlik ettiğini sandığımız ailemiz, dostlarımız, sevdiklerimiz yada birlikte yol almak istediğimiz insanların yolun sonunda bizlerle birlikte olamayacağını bile bile. Oysa biz hep yalnızdık, tıpkı doğarken olduğu gibi.Bizi hep kandırdı birileri; hayatta daha zengin, daha başarılı, daha idealist, daha bencil ve daha çok egoist olabilmek, daha mutlu olabilmektir dediler. Yürüyen ayaklarımız değil, onlara hükmeden beynimiz olduğunu bile bile mi inandık biz bu massallara ? Bir yerde mola verip baktıkmı aslında yürüyen değil, sürünen varlıklar olduğumuza? Hep durup dedikki ” zamanı geri çevirebilsem.” Zamanı geri çevirmek için düşünürken bile kaybettiğimiz zamanı hesaplamadık yada işimize gelmedi bu hesap.
  Hep haksızlığa uğradığımızdan yakındık, haksızlığaı uğradığımız anlarda kendimizde hiç kabahat bulmadık, haksızlığa uğramanın bir bedel olduğunu düşünmedik mesela. Zamanın birinde bir başkasının hakkını afiyetle yerken düşündük mü, günün birinde aynı haksızlığın başımıza gelebileceğini? Yalan yok dedik, ya olsada pembe yalandır dedik yine kendimizi kandırdık. Beyaz, siyah, pembe yalan olur mu hiç ? Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dedik, ( :)) o yılanın bir gün bizi ısırabileceğini hiç hesaba katmadık. Eveledik, geveledik, kendimize herşeyden bir paye çıkardık. Gel birileri için birşeyler yapalım, yolunda gitmeyenleri yola koyalım demedik de bunu önerenlere Robin Hutluk sanamı kalmış dedik. Off ya biz aslında hep boş konuştuk, dolu göstermeye çalıştık. Oysa hayatta herşeyden vaz geçebilirdi insan, YALNIZLIĞI HARİÇ.
Yalnızığım yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin,
Yalnızlığım kanımsın, canımsın, sen benim çaresizliğimsin
 Yalnızlığım tek bilebildiğim sen benim vazgeçilmezimsin.